KURAN KATİBİ
Kısasü'l-Enbiyâ

ذكر ما وقع من الأمور العجيبة في حياة إسرائيل (5/17)

İsrail'in hayatında vuku bulan şaşırtıcı olayların zikri (5/17)

أحب إلي مما يدعونني إليه، وإلا تصرف عني كيدهن أصب إليهن وأكن من الجاهلين

* فاستجاب له ربه فصرف عنه كيدهن إنه هو السميع العليم ".

يذكر تعالى ما كان من قبل نساء المدينة، من نساء الأمراء وبنات الكبراء

في الطعن على امرأة العزيز وعيبها، والتشنيع عليها في مراودتها فتاها،

وحبها الشديد له، وهو لا يساوي هذا ; لأنه مولى من الموالي وليس مثله أهلا

لهذا.

ولهذا قلن: " إنا لنراها في ضلال مبين " أي في وضعها الشئ في غير محله.

" فلما سمعت بمكرهن " أي بتشنيعهن عليها والتنقص لها، والإشارة إليها

بالعيب والمذمة بحب مولاها وعشق فتاها، فأظهرن ذما وهي معذورة في نفس

الأمر، فلهذا أحبت أن تبسط عذرها عندهن، وتبين أن هذا الفتى ليس كما حسبن،

ولا من قبيل مالديهن.

فأرسلت إليهن فجمعتهن في منزلها، وأعتدت لهن ضيافة مثلهن، وأحضرت في جملة

ذلك شيئا مما

يقطع بالسكاكين، كالأترج ونحوه، وآتت كل واحدة منهن سكينا، وكانت قد هيأت

يوسف عليه السلام، وألبسته أحسن الثياب وهو في غاية طراوة الشباب (1)

وأمرته بالخروج عليهن بهذه (2) الحالة، فخرج وهو أحسن من البدر لا محالة.

" فلما رأينه أكبرنه " أي أعظمنه وأجللنه وهبنه، وما ظنن أن يكون مثلا

هذا في بني آدم، وبهرهن حسنه حتى اشتغلن عن أنفسهن، وجعلن يحززن في أيديهن

بتلك السكاكين ولا يشعرن بالجراح، وقلن حاش لله ما هذا بشرا إن هذا إلا ملك

كريم.

وقد جاء في حديث الإسراء: فمررت بيوسف وإذا هو قد أعطي شطر الحسن ".

قال السهيلي وغيره من الأئمة: معناه أنه كان على النصف من حسن آدم عليه

السلام، لأن الله تعالى خلق آدم بيده، ونفخ فيه من روحه، فكان في غاية

نهايات الحسن البشري.

ولهذا يدخل أهل الجنة الجنة على طول آدم وحسنه.

ويوسف كان على النصف من حسن آدم.

ولم يكن بينهما أحسن منهما ; كما أنه لم تكن أنثى بعد حواء أشبه بها من

سارة امرأة الخليل عليه السلام.

قال ابن مسعود: وكان وجه يوسف مثل البرق، وكان إذا أتته امرأة لحاجة غطى

وجهه.

وقال غيره: كان في الغالب مبرقعا لئلا يراه الناس.

ولهذا لما قام عذرن (1) امرأة العزيز في محبتها لهذا المعنى المذكور،

وجرى لهن وعليهن ما جرى ; من تقطيع أيديهن بجراح السكاكين، وما ركبهن من

المهابة والدهش عند رؤيته ومعاينته.

" قالت فذلكن الذي لمتننى فيه " ثم مدحته بالعفة (2) التامة فقالت: "

ولقد راودته عن نفسه فاستعصم " أي امتنع " ولئن لم يفعل ما آمره ليسجنن

وليكونا من الصاغرين ".

(1) ط: عذر.

(2) ط: بالعصمة.

(*)

وكان بقية النساء حرضنه على السمع والطاعة لسيدته، فأبى أشد الإباء، ونأى

لأنه من سلالة الأنبياء، ودعا فقال في دعائه لرب العالمين: " رب السجن أحب

إلي مما يدعونني إليه، وإلا تصرف عني كيدهن أصب إليهن وأكن من الجاهلين "

يعني إن وكلتني إلى نفسي، فليس لي من نفسي إلا العجز والضعف، ولا أملك

لنفسي نفعا ولا ضرا إلا ما شاء الله.

فأنا ضعيف إلا ما قويتني وعصمتني وحفظتني، وحطتني بحولك وقوتك.

ولهذا قال تعالى: " فاستجاب له ربه فصرف عنه كيدهن إنه هو السميع العليم

* ثم بدا لهم من بعد ما رأوا الآيات ليسجننه حتى حين * ودخل معه السجن

فتيان ; قال أحدهما إني أراني أعصر خمرا، وقال الآخر إني أراني أحمل فوق

رأسي خبزا تأكل الطير منه، نبئنا بتأويله إنا نراك من المحسنين * قال لا

يأتيكما طعام ترزقانه إلا نبأتكما بتأويله قبل أن يأتيكما، ذلكما مما علمني

ربي، إني تركت ملة قوم لا يؤمنون بالله وهم بالآخرة هم كافرون * واتبعت ملة

آبائي إبراهيم وإسحاق ويعقوب، ما كان لنا أن نشرك بالله من شئ، ذلك من فضل

الله علينا وعلى الناس ولكن أكثر الناس لا يشكرون * يا صاحبي السجن أأرباب

متفرقون خير أم الله الواحد القهار؟ ما تعبدون من دونه إلا أسماء سميتموها

أنتم وآباؤكم ما أنزل الله بها من سلطان، إن الحكم إلا لله،

أمر ان لا تعبدوا إلا إياه، ذلك الدين القيم ولكن أكثر الناس لا يعملون *

يا صاحبي السجن: أما أحدكما فيسقي ربه خمرا، وأما الآخر فيصلب فتأكل الطير

من رأسه قضى الامر الذى فيه تستفتيان ".

يذكر تعالى عن العزيز وامرأته أنهم بدا لهم، أي ظهر لهم من الرأي (1) بعد

ما علموا براءة يوسف أن يسجنوه إلى وقت ; ليكون ذلك أقل لكلام الناس في تلك

القضية، وأحمد لأمرها، وليظهروا أنه راودها عن نفسها فسجن بسببها، فسجنوه

ظلما وعدوانا.

وكان هذا مما قدر الله له، ومن جملة ما عصمه به ; فإنه أبعد له عن

معاشرتهم ومخالطتهم.

ومن هاهنا استنبط بعض الصوفية ما حكاه عنهم الشافعي: أن من العصمة أن لا

تجد!.

قال الله: " ودخل معه السجن فتيان ": قيل: كان أحدهما ساقي الملك واسمه

فيما قيل " نبوا " والآخر خبازه، يعني الذي يلي طعامه، وهو الذي يقول له

الترك: " الجاشنكير " واسمه فيما قيل " مجلث " وكان الملك قد اتهمهما قى

بعض الأمور فسجنهما.

فلما رأيا يوسف في السجن أعجبهما سمته (2) وهديه، ودله وطريقته، قوله

وفعله، وكثرة عبادته ربه، وإحسانه إلى خلقه، فرأى كل واحد مهما رؤيا

تناسبه.

قال أهل التفسير: رأيا في ليلة واحدة.

أما الساقي فرأى كأن ثلاث قضبان من حبلة (3) وقد أورقت وأينعت عناقيد

العنب، فأخذها فاعتصرها في كأس الملك وسقاه.

ورأى الخباز على رأسه ثلاث سلال من خبز، وضواري الطيور تأكل (4) من السل

الاعلى.

فقصاها عليه وطلبا منه أن يعبرها لهما وقالا: " إنا نراك من المحسنين "

فأخبرهما أنه عليم بتعبيرها خبير بأمرها، " وقال لا يأتيكما طعام ترزقانه

إلا نبأتكما بتأويله قبل أن يأتيكما ".

Türkçe Tercüme

İsrail'in (Yakup) hayatında meydana gelen acayip olaylardan bahis (5/17)

"...bana çağırdıkları şeyden zindan bana daha sevimlidir. Eğer sen onların hilesini benden çevirmezsen, onlara meylederim ve cahillerden olurum." Rabbi onun duasına icabet etti de onların hilesini kendisinden çevirdi. Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

Yüce Allah şehir kadınlarından, emirlerin hanımlarından ve büyüklerin kızlarından olan kimselerin, Azîz'in karısını genç kölesiyle olan ilişkisinden ötürü ayıplayıp kınadıklarını, ona sitem ettiklerini anlatıyor. Onun gence duyduğu şiddetli sevgiyi de kınıyorlardı, çünkü kendisi bir köle idi ve bu makama layık değildi diye düşünüyorlardı.

Bu yüzden şöyle dediler: "Doğrusu biz onu apaçık bir sapıklık içinde görüyoruz" yani her şeyi yerli yerinde olmayan bir konuma koymakla suçladılar.

"Kadın onların gizli kınamalarını duyunca" yani kendisini ayıplayıp küçümsediklerini, kölesine olan sevgisi ve genç adama olan aşkı sebebiyle ayıp ve kusurla andıklarını işitince -ki aslında kendisi mazur olduğu halde onlar açıkça kınıyorlardı- mazeretini onlara açıklamak, bu gencin sandıkları gibi olmadığını ve kendi seviyelerindeki kimselerden olmadığını göstermek istedi.

Onlara haber gönderdi, hepsini evinde topladı, kendilerine yaraşır bir ziyafet hazırladı ve bu ziyafetin içinde bıçakla kesilen şeylerden -turunç gibi- getirdi. Her birine bir bıçak verdi. Bu arada Yusuf aleyhisselamı hazırlamış, en güzel elbiseleri giydirmişti; o ise gençliğinin tam tazeliğindeydi. Ona bu halde çıkıp onların karşısına geçmesini emretti. O da çıktı; hiç şüphesiz dolunaydan daha güzeldi.

"Kadınlar onu görünce, onu pek büyük buldular" yani onu ululadılar, saygıyla karşıladılar, ondan korkuya kapıldılar; insan cinsinden böyle birinin olabileceğini hiç sanmamışlardı. Güzelliği onları o denli etkiledi ki, kendi hallerinden geçtiler ve ellerini o bıçaklarla kesmeye başladılar, yaralandıklarını dahi hissetmediler. Ve dediler ki: "Hâşâ Allah için, bu bir beşer değildir, bu ancak şerefli bir melektir."

İsra hadisinde şöyle geçer: "Yusuf'un yanından geçtim, o güzelliğin yarısına sahip kılınmıştı."

Sühaylî ve diğer imamlar şöyle demiştir: Bunun manası, onun Âdem aleyhisselamın güzelliğinin yarısına sahip olduğudur. Çünkü Yüce Allah Âdem'i kendi eliyle yaratmış ve ona kendi ruhundan üflemişti; böylece o, beşerî güzelliğin en son noktasında idi. Bu sebeple cennet ehli cennete Âdem'in boyu ve güzelliğiyle girer. Yusuf ise Âdem'in güzelliğinin yarısına sahipti. Onlardan daha güzel biri olmamıştır; tıpkı Havva'dan sonra, Halil (İbrahim aleyhisselam)'ın karısı Sâre'den daha çok Havva'ya benzeyen bir kadının olmaması gibi.

İbn Mesud dedi ki: Yusuf'un yüzü şimşek gibi parlıyordu; bir kadın bir ihtiyaç için ona geldiğinde yüzünü örterdi. Başkası da şöyle demiştir: O çoğunlukla peçeli idi, insanlar onu görmesin diye.

Bu sebeple, Azîz'in karısının ona duyduğu sevgi böylece mazur görülünce -ellerini bıçaklarla kesmeleri ve onu görüp müşahede ettiklerinde içlerine düşen heybet ve şaşkınlıkla birlikte- kadın şöyle dedi:

"İşte hakkında beni kınadığınız kimse budur." Sonra onu tam bir iffetle övdü ve dedi ki: "Andolsun ki ben onu kendime çağırdım da o, iffetiyle sakındı" yani kaçındı. "Yemin ederim, eğer emrettiğimi yapmazsa mutlaka zindana atılacak ve elbette zelillerden olacaktır."

Diğer kadınlar onu efendisine itaat ve boyun eğmeye teşvik ettiler, fakat o şiddetle direndi ve bundan uzak durdu, çünkü o peygamberler soyundandı. Duasında Âlemlerin Rabbine şöyle seslendi: "Rabbim! Zindan bana, bunların beni davet ettiği şeyden daha sevimlidir. Eğer sen onların hilesini benden çevirmezsen, onlara mey

Yapay zekâ destekli tercümedir; ilmî çalışmalar için aslına başvurunuz.