KURAN KATİBİ
İhyâu Ulûmi'd-Dîn

بيان اختلاف حكم الجوع وفضيلته واختلاف أحوال الناس فيه (1/2)

Açlığın hükmünün ve faziletinin farklılığı ile insanların bu konudaki hallerinin farklılığının beyanı (1/2)

اعلم أن المطلوب الأقصى في جميع الأمور والأخلاق الوسط إذ خير الأمور

أوساطها وكلا طرفي قصد الأمور ذميم وما أوردناه في فضائل الجوع ربما يوميء

إلى أن الإفراط فيه مطلوب وهيهات ولكن من أسرار حكمة الشريعة أن كل ما يطلب

الطبع فيه الطرف الأقصى وكان فيه فساد جاء الشرع بالمبالغة في المنع منه

على وجه يوميء عند الجاهل إلى أن المطلوب مضادة ما يقتضيه الطبع بغاية

الإمكان والعالم يدرك أن المقصود الوسط لأن الطبع إذا طلب غاية الشبع

فالشرع ينبغي أن يمدح غاية الجوع حتى يكون الطبع باعثا والشرع مانعا

فيتقاومان ويحصل الاعتدال فإن من يقدر على قمع الطبع بالكلية بعيد فيعلم

أنه لا ينتهي إلى الغاية فإنه إن أسرف مسرف في مضادة الطبع كان في الشرع

أيضا ما يدل على إساءته كما أن الشرع بالغ في الثناء على قيام الليل وصيام

النهار ثم لما علم النبي صلى الله عليه وسلم من حال بعضهم أنه يصوم الدهر

كله ويقوم الليل كله نهى عنه (1)

فإذا عرفت هذا فاعلم أن الأفضل بالإضافة إلى الطبع المعتدل أن يأكل بحيث

لا يحس بثقل المعدة ولا يحس بألم الجوع بل ينسى بطنه فلا يؤثر فيه الجوع

أصلا فإن مقصود الأكل بقاء الحياة وقوة العبادة وثقل المعدة يمنع من

العبادة وألم الجوع أيضا يشغل القلب ويمنع منها فالمقصود أن يأكل أكلا لا

يبقي للمأكول فيه أثر ليكون متشبها بالملائكة فإنهم مقدسون عن ثقل الطعام

وألم الجوع وغاية الإنسان الاقتداء بهم وإذا لم يكن للإنسان خلاص من الشبع

والجوع فأبعد الأحوال عن الطرفين الوسط وهو الاعتدال

ومثال طلب الآدمي البعد عن هذه الأطراف المتقابلة بالرجوع إلى الوسط مثال

نملة ألقيت في وسط حلقة محمية على النار مطروحة على الأرض فإن النملة تهرب

من حرارة الحلقة وهي محيطة بها لا تقدر على الخروج منها فلا تزال تهرب حتى

تستقر على المركز الذي هو الوسط فلو ماتت ماتت على الوسط لأن الوسط هو أبعد

المواضع عن الحرارة التي في الحلقة المحيطة فكذلك الشهوات محيطة بالإنسان

إحاطة تلك الحلقة بالنملة والملائكة خارجون عن تلك الحلقة ولا مطمع للإنسان

في الخروج وهو يريد أن يتشبه بالملائكة في الخلاص فأشبه أحواله بهم البعد

وأبعد المواضع عن الأطراف الوسط فصار الوسط مطلوبا في جميع هذه الأحوال

المتقابلة وعنه عبر بقوله صلى الله عليه وسلم خير الأمور أوساطها (2) وإليه

الإشارة بقوله تعالى {وكلوا واشربوا ولا تسرفوا} ومهما لم يحس الإنسان بجوع

ولا شبع تيسرت له العبادة والفكر وخف في نفسه وقوي على العمل مع خفته ولكن

هذا بعد اعتدال الطبع

أما في بداية الأمر إذا كانت النفس جموحا متشوقة إلى الشهوات مائلة إلى

الإفراط فالاعتدال لا ينفعها بل لا بد من المبالغة في إيلامها بالجوع كما

يبالغ في إيلام الدابة التي ليست مروضة بالجوع والضرب وغيره إلى أن تعتدل

فإذا ارتاضت واستوت ورجعت إلى الاعتدال ترك تعذيبها وإيلامها ولأجل هذا

السر يأمر الشيخ مريده بما لا يتعاطاه هو في نفسه فيأمره بالجوع وهو لا

يجوع ويمنعه الفواكه والشهوات وقد لا يمتنع هو منها لأنه قد فرغ من تأديب

نفسه فاستغنى عن التعذيب ولما كان أغلب أحوال النفس الشره والشهوة والجماح

والامتناع عن العبادة كان الأصلح لها الجوع الذي تحس بألمه في أكثر الأحوال

لتنكسر نفسه والمقصود أن تنكسر حتى

تعتدل فترد بعد ذلك الغذاء أيضا إلى الاعتدال وإنما يمتنع من ملازمة

الجوع من سالكي طريق الآخرة إما صديق وإما مغرور أحمق

أما الصديق المستقيم فلاستقامة نفسه على الصراط المستقيم واستغنائه عن أن

يساق بسياط الجوع إلى الحق وأما المغرور فلظنه بنفسه أنه الصديق المستغني

عن تأديب نفسه الظان بها خيرا وهذا غرور عظيم وهو الأغلب فإن النفس قلما

تتأدب تأدبا كاملا وكثيرا ما تغتر فتنظر إلى الصديق ومسامحته نفسه في ذلك

فيسامح نفسه كالمريض ينظر إلى من قد صح من مرضه فيتناول ما يتناوله ويظن

بنفسه الصحة فيهلك والذي يدل على أن تقدير الطعام بمقدار يسير في وقت مخصوص

ونوع مخصوص ليس مقصودا في نفسه وإنما هو مجاهدة نفس متنائية عن الحق غير

بالغة رتبة الكمال أن رسول الله صلى الله عليه وسلم لم يكن له تقدير وتوقيت

لطعامه

قالت عائشة رضي الله عنها كان رسول الله صلى الله عليه وسلم يصوم حتى

نقول لا يفطر ويفطر حتى نقول لا يصوم (1) وكان يدخل على أهله فيقول هل

عندكم من شيء فإن قالوا نعم أكل وإن قالوا لا قال إني إذن صائم (2) حديث

كان يقدم إليه الشيء فيقول أما إني كنت أريد الصوم أخرجه البيهقي من حديث

عائشة بلفظ وإن كنت قد فرضت الصوم وقال إسناد صحيح وعند مسلم قد كنت أصبحت

صائما (3) حديث خرج وقال إني صائم فقالت عائشة يا رسول الله قد أهدي إلينا

حيس فقال كنت أردت الصوم ولكن قربيه أخرجه مسلم بلفظ قد كنت أصبحت صائما

وفي رواية له أدنيه فقد أصبحت صائما فأكل وفي لفظ للبيهقي إني كنت أريد

الصوم ولكن قربيه //

ولذلك حكي عن سهل أنه قيل له كيف كنت في بدايتك فأخبر بضروب من الرياضات

منها أنه كان يقتات ورق النبق مدة ومنها أنه أكل دقاق التين مدة ثلاث سنين

ثم ذكر أنه اقتات بثلاثة دراهم في ثلاث سنين فقيل له فكيف أنت في وقتك هذا

فقال آكل بلا حد ولا توقيت وليس المراد بقوله بلا حد ولا توقيت أني آكل

كثيرا بل أني لا أقدر بمقدار واحد ما آكله وقد كان معروف الكرخي يهدى إليه

طيبات الطعام فيأكل فقيل له إن أخاك بشرا لا يأكل مثل هذا فقال إن أخي بشرا

قبضه الورع وأنا بسطتني المعرفة ثم قال إنما أنا ضيف في دار مولاي فإذا

Türkçe Tercüme

Açıklaması: Açlığın hükmünün, faziletinin ve insanların bunun konusundaki halleri hakkındaki anlaşmazlık (1/2)

Biliniz ki bütün işlerde ve ahlak konusunda talep edilen en yüksek hedef, işin orta yoludur. Çünkü işlerin en iyisi ortası, ve işlerin her iki ucu da yergilenmiştir. Biz açlığın faziletleri hakkında getirdiklerimiz, belki de bunun aşırılığında talep edilen bir şey olduğuna işaret ediyor görünebilir. Çok zor da olsa! Ancak Şeriat hikmetinin sırlarından biri şudur: Tabiat uç noktaları talep eden her şey hakkında, içinde fesad varsa, Şeriat onu engelleme konusunda aşırıya kaçmış şekilde gelmiştir. Cahiller için tabiatın talep ettiğine tamamen muhalefet etmenin istendiğine işaret edecek biçimde, ama alimlerin idrak ettiği hedeftir ki, istenen orta yoldur. Çünkü tabiat doyuşun sonunu talep ettiğinde, Şeriat açlığın sonunu överek talep etmelidir. Böylece tabiat çeker, Şeriat engeller, ve birbirlerine karşı çalışarak itidal (denge) hâsıl olur. Nitekim tabiatı tamamen terbiye etmeye gücü yeten kimse nadirdir. Şüphesiz ki hangisi aşırılığa giderse, tabiatına muhalefette abartsa, Şeriat içinde onun yapmış olduğu kötü işi gösteren şeyler vardır. Nitekim Şeriat gece kiyamı ve gündüz orucu öğünceğinde abartmıştır. Ancak Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, bazılarının durumundan haberdâr olup da onların daima oruç tutup her gecesi kıyam ettiğini öğrenince bunu yasaklamıştır.

Bunu bildin mi, artık biliniz ki itidalli tabiatla nisbeten en faziletli olan, insan öyle yemesi gerektir ki midede ağırlık hissetmesin, ne açlık acısı hissetsin; bilakis midesini unutsun öyle ki açlık ona hiç tesir etmesin. Çünkü yemenin maksadı hayatı sürdürmek ve ibadetin kuvvetini artırmaktır. Midenin ağırlığı ibadetten alıkoyar; açlığın acısı da kalbi meşgul ederek ibadetten alıkoyar. Maksad şu olmalıdır: Öyle yemek yesin ki yenen şeyden hiçbir etki kalmayıp, meleklere benzemeye başlasın. Çünkü melekler, yemeğin ağırlığından ve açlığın acısından pak ve temizdir. İnsanın en yüksek hedefi de onlara uyma olmakla birlikte, eğer insan şebaattan ve açlıktan kurtuluş bulmaz ise, bu iki uçtan en uzak hal, ortası, yani itidaldi.

İnsan bu karşılıklı uçlardan uzaklaşmayı merkeze dönüş yoluyla istemesinin örneği, bir karınca örneğine benzer. Bir karınca, sıcak ateş üzerine atılmış ve yere serilmiş bir halka içinin ortasına bırakılmış olsun. O halkanın sıcaklığından kaçan karınca, çevresinde halkaya çevrili olup dışına çıkamayacağını görüp, hiç durmaz dışarı kaçmaya çalışır. Sonunda halka içinin en ortasında, yani merkezdeki yere yerleşir. Eğer ölseydi, öldüğü yeri merkezde ölürdü. Çünkü merkezde olan yer, halka içinde en sıcak yerin en uzağıdır. Böyle de insanın etrafında hevâ ve şehvetler çevrilmiş bulunur, tıpkı o halkanın karıncanın etrafında çevrili olması gibi. Melekler ise o halka dışında olup, insan halka dışına çıkmayı talep edip de meleklere benzeyen olmaya çalışsa bile kurtulamaz. Onlara benzeyen hali en yaklaştırması, bu uçlardan uzaklaşmaktır. Uçlardan en uzak yer ise merkezdir. Böylece merkezde olmak, bu karşıt hallerinin tümünde talep edilmiş hâle gelmiştir. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, "İşlerin en iyisi ortası" buyurmasıyla buna işaret etmiştir. Yüce Allah'ın "Yiyin ve için, fakat israf etmeyin" buyruğuyla da buna atıf vardır. Eğer insan ne açlık ne de doymuşluk hissederse, ibadeti ve düşünceyi kolaylaştırması gereken şey kendiliğinden varlığını gösterir ve insanın nefsi hafifleşip, hafifliğiyle birlikte işte kuvvetlenebilir. Lakin bu, tabiatın itidal halinden sonra (mümkün) olmakla beraber:

Başlangıçta ise nefsinin çengel çekici, şehvetlere istekli, aşırılığa meyilli olduğunda, itidal ona faydası olmayıp, bilakis onu açlığın acısıyla ezmek ve sataşmak lâzım gelir. Tıpkı henüz eğitilmemiş bir hayvanı açlık, dayak ve benzeri şeylerle ezmek ve sataşmak suretiyle eğitmek gibi. Yani nihayet itidal hâline gelinceye kadar. Böylece eğitilip düzeltildikten sonra itidal hâline geri döndüğünde, onu ezmek ve sataşmaktan vazgeçilir. İşte bu sır için bir şeyh, müridiyle kendisinin yapmadığı şeyle emreder. Onu açlığa emrederken kendisi aç değildir, meyveleri ve şehvetleri yasaklarken kendisi belki onlardan uzak durmamaktadır. Çünkü kendisinin nefsinin terbiyesinden bitirmiştir ve azaptan müstağni kalmıştır. Nefsin durumunun ekserisi aç gözlülük, şehvet, çengellik ve ibadetten kaçınmak olduğundan, onun için uygun olan, çoğu durumlarda içinde acı hissettiği açlıktır. Böylece nefsinin kırılması için. Ve maksad budur: nefsinin kırılması, sonra itidal halinde yemek almasıyla, gıda da itidalle aldığında güne dönmesidir. Uzun yola çıkıp açlıktan kesilmemezlik yolunun

Yapay zekâ destekli tercümedir; ilmî çalışmalar için aslına başvurunuz.