KURAN KATİBİ
← es-Sîretü'n-Nebeviyye

(انتصار المسلمين ونصيب ابن أبي حدرد من فيء استعان به على الزواج) :

Müslümanların zaferi ve İbn Ebî Hadred'in evlenmek için yardım aldığı ganimetten payı

قال: فخرجنا ومعنا سلاحنا من النبل والسيوف، حتى إذا جئنا قريبا من

الحاضر عشيشية مع غروب الشمس. قال: كمنت في ناحية، وأمرت صاحبي، فكمنا

في ناحية أخرى من حاضر القوم، وقلت لهما: إذا سمعتماني قد كبرت وشددت في

ناحية العسكر فكبرا وشدا معى. قال: فو الله إنا لكذلك ننتظر غرة القوم،

أو أن نصيب منهم شيئا. قال: وقد غشينا الليل حتى ذهبت فحمة العشاء، وقد

كان لهم راع قد سرح في ذلك البلد، فأبطأ عليهم حتى تخوفوا عليه.

قال: فقام صاحبهم ذلك رفاعة بن قيس، فأخذ سيفه، فجعله في عنقه، ثم قال:

والله لأتبعن أثر راعينا هذا، ولقد أصابه شر، فقال له نفر ممن معه: والله

لا تذهب، نحن نكفيك، قال: والله لا يذهب إلا أنا، قالوا: فنحن معك، قال:

والله لا يتبعني أحد منكم. قال: وخرج حتى يمر بي. قال: فلما أمكنني نفحته

[7] بسهمي، فوضعته في فؤاده. قال: فو الله ما تكلم، ووثبت إليه، فاحتززت

رأسه. قال: وشددت في ناحية العسكر، وكبرت، وشد صاحباي وكبرا. قال: فو الله

ما كان إلا النجاء ممن فيه، عندك، عندك ، بكل ما قدروا عليه من نسائهم

وأبنائهم، وما خف معهم من أموالهم. قال: واستقنا إبلا عظيمة، وغنما كثيرة،

فجئنا بها إلى رسول الله صلى الله عليه وسلم. قال: وجئت برأسه

أحمله معي. قال: فأعانني رسول الله صلى الله عليه وسلم من تلك الإبل

بثلاثة عشر يعيرا في صداقي، فجمعت إلي أهلي.

Türkçe Tercüme

(Müslümanların zaferi ve İbn Ebî Hadred'in evlenmek için yardım aldığı ganimetten payı)

Dedi ki: Yanımızda ok ve kılıçlarımızdan oluşan silahlarımızla çıktık, tâ ki güneşin batışıyla birlikte akşama yakın bir vakitte topluluğun yakınına vardık. Dedi ki: Ben bir tarafta pusuya yattım, arkadaşlarıma da emrettim, onlar da kavmin bulunduğu yerin başka bir tarafında pusuya yattılar. Onlara dedim ki: Beni tekbir getirip ordugâhın bir tarafına saldırırken duyduğunuzda, siz de tekbir getirip benimle birlikte saldırın. Dedi ki: Vallahi biz böylece kavmin gafil yakalanmasını yahut onlardan bir şey elde etmeyi bekliyorduk. Dedi ki: Üzerimize gece çökmüş, akşamın karanlığı iyice yerleşmişti. Onların o beldede otlatmaya çıkardıkları bir çobanları vardı; çoban geç kalınca onun için endişelenmeye başladılar.

Dedi ki: Onların reisi olan Rifâa b. Kays kalktı, kılıcını alıp boynuna astı, sonra dedi ki: Vallahi şu çobanımızın izini takip edeceğim, mutlaka başına bir kötülük gelmiştir. Yanındakilerden bir grup ona dedi ki: Vallahi gitme, biz sana yeteriz. O dedi ki: Vallahi benden başkası gitmeyecek. Onlar dediler ki: Öyleyse biz de seninle geliriz. O dedi ki: Vallahi sizden hiç kimse peşimden gelmeyecek. Dedi ki: Çıktı ve tam benim yanımdan geçerken, fırsatını bulunca ona bir okumla vurdum, okum kalbine saplandı. Dedi ki: Vallahi tek kelime bile edemedi; üzerine atılıp başını kestim. Dedi ki: Sonra ordugâhın bir tarafına saldırıp tekbir getirdim, arkadaşlarım da saldırıp tekbir getirdiler. Dedi ki: Vallahi orada olanlar sadece kaçışa geçtiler; "aman kendine dikkat et, aman kendine dikkat et" diyerek, güç yetirebildikleri kadar kadınlarını, çocuklarını ve yanlarına alabildikleri hafif mallarını alıp kaçtılar. Dedi ki: Biz de büyük bir deve sürüsü ile bol miktarda koyun sürdük, bunları Allah Resulü'ne -sallallahu aleyhi ve sellem- getirdik. Dedi ki: Ben de o başı yanımda taşıyarak getirdim. Dedi ki: Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem- o develerden on üç deveyi mehrim için bana bağışlayarak yardımda bulundu; ben de böylece ailemi bir araya getirdim (evlendim).

Yapay zekâ destekli tercümedir; ilmî çalışmalar için aslına başvurunuz.