(شعر صفية) :
(Safiyye'nin şiiri):
وقالت صفية بنت مسافر بن أبي عمرو بن أمية بن عبد شمس بن عبد مناف، تبكي
أهل القليب الذين أصيبوا يوم بدر من قريش: (وتذكر مصابهم) :
يا من لعين قذاها عائر الرمد ... حد النهار وقرن الشمس لم يقد
أخبرت أن سراة الأكرمين معا ... قد أحرزتهم مناياهم إلى أمد
وفر بالقوم أصحاب الركاب ولم ... تعطف غداتئذ أم على ولد
قومي صفي ولا تنسى قرابتهم ... وإن بكيت فما تبكين من بعد
كانوا سقوب سماء البيت فانقصفت ... فأصبح السمك منها غير ذي عمد
قال ابن هشام: أنشدني بيتها: «كانوا سقوب » بعض أهل العلم بالشعر.
قال ابن إسحاق: وقالت صفية بنت مسافر أيضا:
ألا يا من لعين ... للتبكى دمعها فان
كغربي دالج يسقى ... خلال الغيث الدان
وما ليث غريف ذو ... أظافير وأسنان
أبو شبلين وثاب ... شديد البطش غرثان
كحبي إذ تولى و ... وجوه القوم ألوان
وبالكف حسام صارم ... أبيض ذكران
وأنت الطاعن النجلاء ... منها مزبد آن
قال ابن هشام: ويرون قولها: «وما ليث غريف» إلى آخرها، مفصولا من البيتين
اللذين قبله.
Türkçe Tercüme
(Safiyye'nin Şiiri):
Safiyye bint Müsafir b. Ebî Amr b. Ümeyye b. Abdüşems b. Abdümenaf, Bedir günü Kureyş'ten öldürülüp kuyuya atılan kimseler için ağlayarak şöyle dedi (ve onların musibetini andı):
Ey gözü hastalıktan sızlayan kimse, göz kapakların gündüzün ortasında ve güneşin doğuşunda bile kapanmıyor.
Bana haber verildi ki en soylu ve en şerefli kimseler birlikte, ecelleri tarafından belli bir vakte kadar yakalandılar.
Develere binenler kavimle birlikte kaçtılar, o sabah hiçbir anne evladına şefkat göstermedi.
Ey Safiyye, kavmine ağla ve onların akrabalığını unutma; eğer ağlıyorsan artık bundan sonra ağlayacak biri kalmadı.
Onlar evin tavan direkleriydi, kırıldılar; damı artık direksiz kaldı.
İbn Hişam dedi ki: Şiir konusunda bilgili bazı kimseler bana "kânû sükûbe" beytini böyle okudu.
İbn İshak dedi ki: Safiyye bint Müsafir yine şöyle dedi:
Ey gözü ağlamaktan yaşı tükenen kimse,
Sürekli sağılan bir kovanın suyu gibi, yağmur ardınca yağmur içinde.
O nasıl bir aslandı, sık ormanların, pençeli ve dişli,
İki yavrunun babası, atılgan, güçlü kavrayışlı, aç gözlü (yiğit).
Sevgilim gibiydi, o savaştan dönerken, kavmin yüzleri türlü türlü (korku ve şaşkınlık içinde) iken.
Elinde keskin, beyaz, güçlü bir kılıç vardı.
Ve sen, derin yaralar açan, kanı köpüren (mızrağı) saplayan kimsesin.
İbn Hişam dedi ki: Bazıları onun "ve mâ leysü garîfin" sözünden itibaren sonuna kadar olan kısmın, ondan önceki iki beyitten ayrı olduğunu düşünürler.
Yapay zekâ destekli tercümedir; ilmî çalışmalar için aslına başvurunuz.