10. İşkenceler ve Habeşistan Hicreti
Kureyş, sözle yıldıramadığı daveti zorbalıkla boğmaya girişti. Öfkelerini en çok, koruyacak kabilesi olmayan zayıf Müslümanlardan çıkardılar. Bilal-i Habeşi kızgın kumlara yatırılıp göğsüne kaya konuyor, o ise 'Ehad, Ehad' (Allah birdir, birdir) demekten geri durmuyordu; onu Ebu Bekir satın alıp azat etti. Yasir ailesi türlü işkencelere uğradı; Ebu Cehil'in mızrağıyla şehit edilen Sümeyye, İslam'ın ilk şehidi oldu. Efendimiz onlara uğradıkça 'Sabredin ey Yasir ailesi, mükafatınız cennettir' buyuruyordu. Habbab'ın sırtında, üzerine yatırıldığı korların izleri ömür boyu kaldı.
Efendimiz, eziyet dayanılmaz hale gelince ashabına 'Şu ülkeye gitseniz; orada yanındakilere zulmedilmeyen bir kral var' diyerek Habeşistan'ı işaret etti. Peygamberliğin beşinci yılında önce on beş kişilik bir kafile, sonra Cafer bin Ebi Talib başkanlığında seksen küsur kişilik büyük kafile Necaşi'nin ülkesine hicret etti. Bu, İslam'ın ilk hicretiydi.
Kureyş peşlerinden elçiler ve hediyeler gönderip mültecileri geri istedi. Necaşi iki tarafı da dinledi. Cafer'in konuşması, ilk dönem Müslümanlığının en güzel özetidir: 'Ey hükümdar! Biz cahiliye ehli bir kavimdik; putlara tapar, ölü eti yer, fuhşiyat işler, akrabayı keser, komşuya kötülük eder, güçlümüz zayıfımızı yerdi. Allah bize içimizden, doğruluğunu ve temizliğini bildiğimiz bir peygamber gönderdi...' Sonra Meryem Suresi'nden ayetler okudu. Necaşi ağladı ve 'Bu, Musa'ya geleni de aydınlatan kandilin ta kendisidir' diyerek Müslümanları teslim etmedi.