فضيلة التسبيح والتحميد وبقية الأذكار (3/3)
Tesbih, tahmid ve diğer zikirlerin fazileti (3/3)
الله أمواتا بل أحياء عند ربهم يرزقون فرحين بما آتاهم الله من فضله
ويستبشرون بالذين لم يلحقوا بهم من خلفهم الآية ولأجل شرف ذكر الله عز وجل
عظمت رتبة الشهادة لأن المطلوب الخاتمة ونعني بالخاتمة وداع الدنيا والقدوم
على الله والقلب مستغرق بالله عز وجل منقطع العلائق
عن غيره
فإن قدر عبد على أن يجعل همه مستغرقا بالله عز وجل فلا يقدر على أن يموت
على تلك الحالة إلا في صف القتال
فإنه قطع الطمع عن مهجته وأهله وماله وولده بل من الدنيا كلها فإنه
يريدها لحياته وقد هون على قلبه حياته في حب الله عز وجل وطلب مرضاته فلا
تجرد لله أعظم من ذلك ولذلك عظم أمر الشهادة وورد فيه من الفضائل ما لا
يحصى
فمن ذلك أنه لما استشهد عبد الله بن عمرو الأنصاري يوم أحد قال رسول الله
صلى الله عليه وسلم لجابر ألا أبشرك يا جابر قال بلى بشرك الله بالخير قال
إن الله عز وجل أحيا أباك فأقعده بين يديه وليس بينه وبينه ستر فقال تعالى
تمن علي يا عبدي ما شئت أعطيكه فقال يا رب إن تردني إلى الدنيا حتى أقتل
فيك وفي نبيك مرة أخرى فقال عز وجل سبق القضاء مني بأنهم إليها لا يرجعون
(1) ثم القتل سبب الخاتمة على مثل هذه الحالة فإنه لو لم يقتل وبقي مدة
ربما عادت شهوات الدنيا إليه وغلبت على ما استولى على قلبه من ذكر الله عز
وجل
ولهذا عظم خوف أهل المعرفة من الخاتمة فإن القلب وإن ألزم ذكر الله عز
وجل فهو متقلب لا يخلو عن الالتفات إلى شهوات الدنيا ولا ينفك عن فترة
تعتريه
فإذا تمثل في آخر الحال في قلبه أمر من الدنيا واستولى عليه وارتحل عن
الدنيا والحالة هذه فيوشك أن يبقى استيلاؤه عليه فيحن بعد الموت إليه
ويتمنى الرجوع إلى الدنيا
وذلك لقلة حظه في الآخرة إذ يموت المرء على ما عاش عليه ويحشر على ما مات
عليه
فاسلم الأحوال عن هذا الخطر خاتمة الشهادة إذ لم يكن قصد الشهيد نيل مال
أو أن يقال شجاع أو غير ذلك (2) كما ورد به الخبر بل حب الله عز وجل وإعلاء
كلمته فهذه الحالة هي التي عبر عنها {إن الله اشترى من المؤمنين أنفسهم
وأموالهم بأن لهم الجنة} ومثل هذا الشخص هو البائع للدنيا بالآخرة
وحالة الشهيد توافق معنى قولك {لا إله إلا الله} فإنه لا مقصود له سوى
الله عز وجل وكل مقصود معبود وكل معبود إله فهذا الشهيد قائل بلسان حاله
{لا إله إلا الله} إذ لا مقصود له سواه
ومن يقول ذلك بلسانه ولم يساعده حاله فأمره في مشيئة الله عز وجل ولا
يؤمن في حقه الخطر
ولذلك فضل رسول الله صلى الله عليه وسلم قول لا إله إلا الله على سائر
الأذكار (3) وذكر ذلك مطلقا في مواضع الترغيب ثم ذكر في بعض المواضع
الترغيب
ثم ذكر في بعض المواضع الصدق والإخلاص فقال مرة من قال لا إله إلا الله
مخلصا ومعنى الإخلاص مساعدة الحال للمقال
فنسأل الله تعالى أن يجعلنا في الخاتمة من أهل لا إله إلا الله حالا
ومقالا ظاهرا وباطنا حتى نودع الدنيا غير متلفتين إليها بل متبرمين بها
ومحبين للقاء الله فإن من أحب لقاء الله تعالى أحب الله لقاءه ومن كره لقاء
الله كره الله لقاءه فهذه مرامز إلى معاني الذكر التي لا يمكن الزيادة
عليها في علم المعاملة
Türkçe Tercüme
Allah onları ölü değil, aksine Rabbileri katında hayatta olan, rızıklandırılan ve Allah'ın kendilerine verdiği fazlından sevinç içinde bulunanlar olarak tasavvur etmiştir. Onlar henüz kendilerine erişmemiş olan arkadaşlarına müjde verilmesi karşısında sevinçlidirler. Allah'ı zikretmenin şerefinin büyüklüğü sebebiyle, şehitliğin mertebesinin yüksekliği belirginleşmiştir. Hedefimiz "hayata veda" ile başlayan, Allah'a varış ile devam eden bir ölümdür. Kalbinin Allah'a müstağrak, başka her şeyden münqatı olmasıdır.
Eğer bir kul kalbini Allah'a tamamen müstağrak kılmaya muktedir olursa, ancak savaş meydanında o hal üzere ölme imkânını bulur. Çünkü savaş meydanında ölüm, malından, ailesi ve çocuğundan, hatta tüm dünyadan ümidini kesmiştir. Dünyayı sadece yaşamı için isteyenin aksine, bu kul Allah'ı sevmek ve rızasını talep etmek uğruna yaşamını hafifletmiştir. Allah için daha mükemmel bir fedakârlık yoktur. İşte bu sebeple şehitliğin mertebesinin büyüklüğü ortaya çıkmış ve bunun hakkında sayılamayacak kadar çok faziletler varid olmuştur.
Bunlardan biri şudur: Abdullah ibn Amr el-Ensarî Uhud günü şehit düştüğünde, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Câbir'e "Seni müjde vermeyeyim mi, ey Câbir?" dedi. Câbir "Evet, haberinizi versin Allah!" dedi. Resûl-i Ekrem şöyle buyurdu: "Çünkü Allah azze ve celle senin babanı hayat verdi, kendisinin huzuruna oturdu ve ikisi arasında hiçbir perde bulunmuyor. Allah Teâlâ ona: 'Ey kulum, ne istersen dilediklerini benden iste, sana vereyim,' dedi. O da: 'Ey Rabbim, beni dünyaya iade et, seninle ve Nebiinle bir kez daha savaştırılıp öldürülüm,' dedi. Allah azze ve celle: 'Kaza yolunda önceden sırasını geçti, çünkü onlar oraya dönmezler,' buyurdu."
Öldürülmek, kalbinin bu hal üzerine bir hatime ile sonlanması sebebidir. Çünkü eğer öldürülmeseydi ve yaşamaya devam etseydi, dünyevî şehvetler tekrar kalbine dönebilir ve Allah'ı zikir üzere hâkim olan halini bastırabilirdi. İşte bu sebebtevle mârifet ehlinin hatime hakkındaki korkusu büyüktür. Kalp, Allah'ı zikre zorlansa bile dönen bir tıynettir, dünyevî şehvetlere ilişenlenmekten kurtulmuş değildir ve ona uğrayan bir gevşeklikten azade olmaz.
Eğer sonunda kalbe dünya meselesinden birisi hakim olur, onu istila ederse ve bu hal üzere dünyadan ayrılırsa, bu istilasının ölümünden sonra da devam etmesi mühteldir. O vakit dünyaya özlem duyar ve dünyaya dönmeyi temenni eder. Bu da Âhirette hakkının azlığındandır. Çünkü insan yaşadığı şekil üzere ölür ve ölürken içinde bulunduğu halde haşrolunur.
Şehitliğin hatime konusunda bu tehlikeden emin olan bir durumdur. Çünkü şehidin niyeti mal kazanmak, bir kahraman denilmesi veya benzeri dünyavî maksatlar değildir—haber bunu bildirmiştir. Bilakis Allah'ı sevmek ve Kelimetini yüceltmektir. İşte bu hal şu âyetin mânâsını şöyle ifade etmiştir: "Allah, müminlerden onların canlarını ve mallarını Cennet karşılığında satın almıştır." Böyle bir şahıs dünyayı Âhirete karşılık satandır.
Şehidin durumu "Lâ ilâhe illallah" demek anlamındadır. Çünkü onun tek maksadı Allah'tır. Her maksad tapılandır, her tapılan da ilah denilir. İşte bu şehit, maksadı sadece Allah olduğu için, durumunun dilini kullanarak "Lâ ilâhe illallah" diyendir.
Ancak bunu lisanıyla söyleyen ama durumu bunu desteklemeyen kul ise, işi Allah'ın muradına kalmıştır ve hakkında tehlikenin imkânı kesilmez.
İşte bu sebeple Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem "Lâ ilâhe illallah" ı sair zikirlere tercih etmiştir. Onu teşvikin bazı yerlerinde mutlak olarak zikretmiş, sonra bazı yerlerde sadakat ve ihlâsı ekleyerek "Sadık niyyetle 'Lâ ilâhe illallah' diyenin..." şeklinde buyurmuştur. Çünkü ihlâsın mânâsı, durumun söze yardım etmesidir.
Niyaz ederiz ki Allah Teâlâ bizi hayata veda sırasında "Lâ ilâhe illallah"ın ehlinden kılsın; hem durum ve söz olarak, hem zahir ve bâtin yönüyle. Yeter ki dünyadan ayrılırken ona mülتفت olmayız, bilakis ondan bıkkın ve Allah'ı görmeyi seven oluruz. Çünkü kim Allah'ı görmeyi sevirse, Allah da onun görmeyi sever. Kim Allah'ı görmeyi korkutsa, Allah da onun görmeyi korkutur. İşte bunlar, muamelat ilminde artı değer koymaya imkân olmayan zikir mânâlarının işaretleridir.
Yapay zekâ destekli tercümedir; ilmî çalışmalar için aslına başvurunuz.