KURAN KATİBİ
← es-Sîretü'n-Nebeviyye

(غدو قريش على الأنصار في شأن البيعة) :

(Kureyş'in biat meselesiyle ilgili olarak Ensar'ın üzerine sabahleyin gelmesi):

(قال) : فلما أصبحنا غدت علينا جلة قريش، حتى جاءونا في منازلنا،

فقالوا: يا معشر الخزرج، إنه قد بلغنا أنكم قد جئتم إلى صاحبنا هذا

تستخرجونه من بين أظهرنا، وتبايعونه على حربنا، وإنه والله ما من حي من

العرب أبغض إلينا، أن تنشب الحرب بيننا وبينهم، منكم. قال: فانبعث من هناك

من مشركي قومنا يحلفون بالله ما كان من هذا شيء، وما علمناه. قال: وقد

صدقوا، لم يعلموه. قال: وبعضنا ينظر إلى بعض. قال: ثم قام القوم، وفيهم

الحارث بن هشام بن المغيرة المخزومي، وعليه نعلان له جديدان . قال فقلت

له كلمة- كأني أريد أن أشرك القوم بها فيما قالوا-: يا أبا جابر، أما

تستطيع أن تتخذ، وأنت سيد من ساداتنا، مثل نعلي هذا الفتى من قريش؟

قال: فسمعها الحارث، فخلعهما من رجليه ثم رمى بهما إلي، وقال: والله

لتنتعلنهما. قال: يقول: أبو جابر: مه، أحفظت والله الفتى، فاردد إليه

نعليه. قال: قلت: والله لا أردهما ، فأل والله صالح، لئن صدق الفأل

لأسلبنه.

قال ابن إسحاق: وحدثني عبد الله بن أبي بكر: أنهم أتوا عبد الله بن أبي

ابن سلول، فقالوا له مثل ما قال كعب من القول، فقال لهم: (والله) إن

هذا الأمر جسيم، ما كان قومي ليتفوتوا علي بمثل هذا، وما علمته كان.

قال:

فانصرفوا عنه.

Türkçe Tercüme

(Kureyş'in Beyat Meselesi Hakkında Ensar'ın Yanına Sabahleyin Gelmesi)

(Dedi ki): Sabah olunca, Kureyş'in ileri gelenleri üzerimize geldi, hatta konaklarımıza kadar geldiler. Dediler ki: "Ey Hazrec topluluğu, bize ulaştı ki siz şu adamımızın (Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'in) yanına gelmişsiniz, onu aramızdan çıkarıp götürmek ve bize karşı savaşmak üzere ona biat etmişsiniz. Vallahi, aramızda savaş çıkmasını istemediğimiz Arap kabileleri içinde sizden daha nefret ettiğimiz bir kavim yoktur." (Dedi ki): Bunun üzerine oradaki kavmimizin müşriklerinden bazıları kalkıp, vallahi bundan hiçbir şey olmadığını, bunu bilmediklerini yeminle söylediler. (Dedi ki): Doğru söylüyorlardı, gerçekten bilmiyorlardı. (Dedi ki): Bizden bazıları birbirimize bakıyorduk. (Dedi ki): Sonra topluluk kalktı; içlerinde Haris ibn Hişam ibn Muğire el-Mahzumî de vardı, ayağında yeni bir çift ayakkabısı vardı. (Dedi ki): Ben ona -sanki topluluğu onların söylediği söze ortak etmek ister gibi- şu sözü söyledim: "Ey Ebu Câbir, sen bizim büyüklerimizden bir büyük olduğun halde, şu Kureyşli gencin ayakkabısı gibisini edinemez misin?"

(Dedi ki): Haris bunu işitti, hemen ayakkabılarını ayaklarından çıkarıp bana fırlattı ve dedi ki: "Vallahi bunları giyeceksin." (Dedi ki): Ebu Câbir dedi ki: "Yeter, vallahi genci kızdırdın, ayakkabılarını ona geri ver." (Dedi ki): Ben dedim ki: "Vallahi onları geri vermem, vallahi bu hayırlı bir alamettir; eğer bu alamet doğru çıkarsa onu mutlaka soyarım (mağlup ederim)."

İbn İshak dedi ki: Bana Abdullah ibn Ebî Bekr rivayet etti ki: Onlar Abdullah ibn Übey ibn Selûl'ün yanına gittiler, ona da Ka'b'ın söylediği sözün benzerini söylediler. O da onlara dedi ki: "Vallahi bu iş büyük bir iştir, kavmim böyle bir şeyi benden gizleyip yapmazlardı, ben bunun olduğunu bilmiyorum." (Dedi ki): Bunun üzerine ondan ayrılıp gittiler.

Yapay zekâ destekli tercümedir; ilmî çalışmalar için aslına başvurunuz.