(حبس الروم له وشعره في محبسه) :
(Rumların onu hapsetmesi ve hapiste söylediği şiir):
فلما بلغ الروم ذلك من إسلامه، طلبوه حتى أخذوه، فحبسوه عندهم، فقال في
محبسه ذلك:
طرقت سليمى موهنا أصحابي ... والروم بين الباب والقروان
صد الخيال وساءه ما قد رأى ... وهممت أن أغفي وقد أبكاني
لا تكحلن العين بعدي إثمدا ... سلمى ولا تدين للإتيان
ولقد علمت أبا كبيشة أنني ... وسط الأعزة لا يحص لساني
فلئن هلكت لتفقدن أخاكم ... ولئن بقيت لتعرفن مكاني
ولقد جمعت أجل ما جمع الفتى ... من جودة وشجاعة وبيان
فلما أجمعت الروم لصلبه على ماء لهم، يقال له عفراء بفلسطين، قال:
ألا هل أتى سلمى بأن حليلها ... على ماء عفرا فوق إحدى الرواحل
على ناقة لم يضرب الفحل أمها ... مشذبة أطرافها بالمناجل
Türkçe Tercüme
Rumların onu hapsetmesi ve hapiste söylediği şiir:
Rumlar onun Müslüman olduğu haberini alınca, onu aradılar ve yakaladılar, sonra da yanlarında hapsettiler. O da bu hapiste iken şöyle dedi:
"Süleyma, gece yarısı arkadaşlarıma geldi, Rumlar ise kapı ile kervan arasındaydı.
Hayal beni engelledi ve gördüğü şey onu üzdü, ben de dalıp gitmek istedim, o da beni ağlattı.
Benden sonra gözüne sürme çekme ey Süleyma, ve gelişime de boyun eğme (yani beni bekleme, umutlanma).
Ey Ebu Kubeyşe, sen de bilirsin ki ben, izzet sahipleri arasında dilim tutulmayan biriyim.
Eğer helâk olursam, kardeşinizi kaybetmiş olursunuz; eğer sağ kalırsam, yerimi bilirsiniz.
Ben, bir gencin kendinde toplayabileceği en üstün vasıfları topladım: cömertlik, cesaret ve güzel söz söyleme."
Rumlar, Filistin'de Afra denilen bir suyun başında onu asmaya karar verince şöyle dedi:
"Haberi geldi mi Süleyma'ya, kocasının Afra suyunun başında, bir bineğin üzerinde olduğunun,
Anası aygıra çekilmemiş (yani soylu, yabani) bir dişi devenin üstünde, uçları oraklarla budanmış (deve)."
Yapay zekâ destekli tercümedir; ilmî çalışmalar için aslına başvurunuz.