KURAN KATİBİ
İhyâu Ulûmi'd-Dîn

بيان أن المستحق للمحبة هو الله وحده (5/5)

Sevgiye layık olanın yalnızca Allah olduğunun beyanı (5/5)

(3) وهذا موضع يجب قبض عنان القلم فيه فقد تحزب الناس فيه إلى قاصرين مالوا

إلى التشبيه الظاهر وإلى غالين مسرفين جاوزوا حد المناسبة إلى الاتحاد

وقالوا بالحلول حتى قال بعضهم أنا الحق وضل النصارى في عيسى عليه السلام

فقالوا هو الإله وقال آخرون منهم تذرع الناسوت باللاهوت وقال آخرون اتحد به

وأما الذين انكشف لهم استحالة التشبيه والتمثيل واستحالة الانحاد والحلول

واتضح لهم مع ذلك حقيقة السر فهم الأقلون ولعل أبا الحسن النوري عن هذا

المقام كان ينظر إذا غلبه الوجد في قول القائل

لازلت أنزل من ودادك منزلا ... تتحير الألباب عند نزوله

فلم يزل يعدو في وجده على أجمة قد قطع قصبها وبقي أصوله حتى تشققت قدماه

وتورمتا مات من ذلك وهذا هوأعظم أسباب الحب وأقواها وهو أعزها وأبعدها

وأقلها وجودا فهذه هي المعلومة من أسباب الحب وجملة ذلك متظاهرة في حق الله

تعالى تحقيقا لا مجانا وفي أعلى الدرجات لا في أدناها فكان المعقول المقبول

عند ذوي البصائر حب الله تعالى فقط كما أن المعقول الممكن عند العميان حب

غير الله تعالى فقط ثم كل من يحب من الخلق بسبب من هذه الأسباب يتصور أن

يحب غير لمشاركته إياه في السبب والشركة نقصان في الحب وغض من كماله ولا

ينفرد أحد بوصف محبوب إلا وقد يوجد له شريك فيه فإن لم يوجد فيمكن أن يوجد

إلا الله تعالى فإنه موصوف بهذه الصفات التي هي نهاية الجلال والكمال ولا

شريك له في ذلك وجودا ولا يتصور أن يكون ذلك إمكانا فلا جرم لا يكون في حبه

شركة فلا يتطرق النقصان إلى حبه كما لا تتطرق الشركة إلى صفاته فهو المستحق

إذا لأصل المحبة ولكمال المحبة استحقاقا لا يساهم فيه أصلا

Türkçe Tercüme

Muhabbetin Hak Olan Medar-ı Müstehakk Yalnızca Allah Olduğunun Beyanı

Bu konuda kalem dizginini sıkı tutmak zorunludur. Çünkü insanlar burada iki gruba bölünmüştür: Birincisi, açık teşbih eğilimine meyleden eksik kalanlar, ikincisi ise münasebetin sınırını aşıp birleşmeye ve hulûl'e varıncaya kadar aşırıya giden galipler. Onlar birleşmeyi söylediler, hatta bazıları "Ben Hak'ım" dediler. Hıristiyanlar da İsa aleyhisselam konusunda yanılıp "O ilah'tır" dediler. Diğerleri ise "İnsanlık ilahiyetle teçhiz edildi" dediler. Yine diğerleri "Onunla birleşti" dediler. Ancak teşbih ve temsilin imkansız olduğu, birleşme ve hulûl'ün imkansız olduğu kendilerine inşirah bulmuş ve aynı zamanda bu sırrın gerçekliği onlara açık hale gelmiş olanlar, en azınlık olanlarıdır. Belki Ebu'l-Hasan en-Nûrî bu makamı kasdetmekte idi, vacd'ın ona galip geldiği zaman, söyleyen kimsenin sözünde:

"Senin muhabbetinden inip bir konumda durmaktan çekilmiş değilim, akllar inişi karşısında hayrete düşer"

Bunun üzerine vacd'ında koşmaya başlamış, kökleri kalmış fakat sapları kesilmiş bir otlak üzerinde koşarken ayakları çatlamış, şişmiştir. Bundan ölmüştür. Bu muhabbatin en büyük nedenleri, en kuvvetlileri ve seçkinleridir; en uzak ve en nadirdir. İşte muhabbatin bilinen nedenleri bunlardır ve bunların cümlesi Allah Teâlâ hakkında görünür, mecaz değil, hakikat olarak, en üstün derecelerde değil de en düşük derecelerdedir. Böylelikle görüş sahipleri nezdinde makul ve makbul olanı şu hale gelmiştir: Yalnızca Allah Teâlâ'ya muhabbet, tıpkı körler nezdinde makul ve mümkün olanın yalnızca Allah Teâlâ dışında birine muhabbet olması gibi.

Sonra her kim mahlûktanki bu nedenlerden bir nedense ötürü birini sevse, başka birini de sevebileceğini tasavvur eder, zira o da sebeple onunla ortaklık eder. Ortaklık ise muhabbette noksanlık ve kemaliyet in tenkisidir. Hiç kimse sevilen bir vasıfta tefridi olmaz da mutlaka onun ortağı bulunmayacağı yoktur, ancak Allah Teâlâ'da. Zira O, bu vasıflarla muttasıf olup ki bunlar azamet ve kemaliyet'in nihayetidir ve O'nda bunlarda ortağı yoktur, ne fiili ne de tasavvuri imkân dahi mümkün değildir. Şüphe yok ki O'nun muhabbetinde ortaklık girmez, böylece noksanlık da onun muhabbetine girmez, tıpkı ortaklığın O'nun vasıflarına girmemesi gibi. İşte O, asıl muhabbetinin medarı ve muhabbetinin kemaliyet'inin müstehakkı, hiç kimse bunda ortaklık etmeyen biçimde.

Yapay zekâ destekli tercümedir; ilmî çalışmalar için aslına başvurunuz.