Sunen-i Ibn Mace, 729 numaralı hadis
The Book of the Adhan and the Sunnah Regarding It
Enes bin Malik (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: «Müslümanlar namaz vakitlerini bir şeyle bildirmek istediler. Bunun üzerine Bilal (r.a.)'e ezanı çift, ikameti de tek lafızlarla okuması emrolundu.»
Derece: Sahih
Sunen-i Ibn Mace, 730 numaralı hadis
The Book of the Adhan and the Sunnah Regarding It
Enes (bin Malik) (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: «Bilal (r.a.)'e ezanı çift ve ikameti tek lafızlarla okuması emrolundu.» Tahric: Ezan cümlelerinin çift ve kamet cümlelerinin tek okunmasına dair Enes (r.a.)'in hadisini Buhari, Müslim, Ahmed, Beyhaki, Ebu Davud, Nesai, Tirmizi. Tahavi ve Darekutni de rivayet etmişlerdir
Derece: Sahih
Sunen-i Ibn Mace, 731 numaralı hadis
The Book of the Adhan and the Sunnah Regarding It
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in müezzini Sa'd (el-Karazi (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Bilal (r.a.)'in ezan (lafızları) ikişer ikişer idi. Onun ikamet (lafızlar) da birer idi. Not: Sa'd el-Karazi'nin evladı (hadis rivayeti yönünden) zayıf oldukları için bu hadisin isnadının zayıflığı ve fakat hadis metninin manasının sahih-i Buhari de bulunduğu Zevaid'de bildirilmiştir
Derece: Sahih
Sunen-i Ibn Mace, 732 numaralı hadis
The Book of the Adhan and the Sunnah Regarding It
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in mevlası Ebu Rafı' (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ben, Bilal (r.a.)'i, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzurunda ezan cümlelerini ikişer ikişer tekrarlayarak ezan okurken ve ikamet cümlelerini birer defa okuyarak ikamet ederken gördüm. Not: Alimler Ravi Ma'mer bin Muhammed bin Ubeydullah'ın ve babası Muhammed'in zayıflığı üzerinde ittifak ettikleri için hadis isnadının zayıflığı Zevaid'de bildirilmiştir
Derece: Sahih
Sunen-i Ibn Mace, 733 numaralı hadis
The Book of the Adhan and the Sunnah Regarding It
Ebü'ş-Şasa (Süleym bin el-Esved) (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir : Biz Ebu Hureyre (r.a.) ile beraber mescidde oturuyorduk. Müezzin, (ikindi için) ezan okudu. Ezandan sonra bir adam mescidden kalkıp böbürlenerek gitti. Ebu Hureyre (r.a.) onu mescidden çıkıncaya kadar gözüyle takip etti. Sonra Eb$ Hureyre (r.a.): «Amma şu adam şüphesiz ki Ebü'l-Kasım (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e isyan etti, dedi.» Diğer tahric: Müslim, mesâcid; Ebu Davud Salat; Tirmizî, mevakît; Nesâî, saat; Dârimî, salât; Ahmed b. Hanbel, 11,410, 416, 471, 506, 537. AÇIKLAMA : Ahmed de bunu rivayet etmiş ve şu parçayı ilave etmiştir: Ebu Hureyre (r.a.) demiştir ki : Resulullah (s.a.v.): ''Siz mescidde olup da ezan okunduğu zaman sakın hiç biriniz namaz kılmadan mescidden çıkmayınız.'' buyurdu. Ebu Davud'un rivayetinde olay ikindi ezanı okunurken vuku bulmuştur. Ezan bittikten sonra adamın mescidden çıktığı Nesai'nin rivayetinde belirtilmiştir. Hadiste Ebu Hureyre (r.a.)'in ''Amma şu adam ... '' deyişi daha önce, namaz kılıncaya kadar mescidde bekleyenin faziletini belirtmiş gibi bir tavır takındığına delalet eder. EZAN'DAN SONRA MESCiD'DEN ÇIKMANIN HÜKMÜ : Hadisin zahiri ezandan sonra mescidden çıkmanın haramlığına delalet eder. Çünkü hadis mevkuf ise de merfu' hükmündedir. Çünkü bir sahabi bu gibi sözleri kendi re'yinden söylemez. Bilakis bu tür sözleri ancak Peygamber (s.a.v.)'den aldığı bilgi dolayısıyla söyler. Hanbeliler'e göre; ezandan sonra mescidden çıkmak haramdır. Malikiler'e göre,ezandan sonra ve henüz kamet edilmemiş iken mescidden çıkmak mekruhtur. İkarnet edildikten sonra da haramdır. Hanefi ve Şafii alimlerine göre ezandan sonra mescid'den çıkmak mekruhtur. Karnet edildikten sonra da hüküm aynıdır. İbnü'l-Humam: Ezan'dan sonra mescidden çıkmanın yasaklığı namaz kılmamış olup başka bir cami cemaatinin tanzimi kendisine ait olmayan kimselere mahsustur. Yani o vakit namazını kılmış bulunan kişinin ezan'dan sonra mescit'ten çıkmasına bir sakınca yoktur. Keza başka bir cami cemaatinin' düzenlenmesi kendisine ait olan kişinin ezandan sonra bir mescidden çıkıp ilişkisi olan cemaata varmasında bir sakınca yoktur, demiştir. ibrahim en-Nehai de: Müezzin kamete başlamadıkça mescidden çıkmakta bir sakınca yoktur, demiştir. Yukarıda beyan edilen alimlerin görüşü zaruret olmadığı halde mescid'den çıkan kişilere aittir. Abdestsizlik, abdestin sıkışıklığı; ve burundan kan akması gibi bir zaruret dolayısıyla mescidden çıkmakta bir sakınca yoktur. Nitekim bundan sonraki 734 nolu Osman (r.a.)'in hadisi bunu te'yid eder. İmam Malik: ''Bana ulaştığına göre bir adam hac ibadetini ifa etmek üzere gelmiş ve bu arada Said bin el-Müseyyeb'in yanında otururken ezan okunmuş. Adam ezan'dan sonra namaz kılmadan mescid'den çıkmak istemiş. Said ona: Çıkma. Çünkü bana ulaştığına göre ezandan sonra mescid'den çıkıp dönmeyen kimse'nin başına bir kötülük gelir demiş, bunun üzerine adam oturmuş. Sonra kamet biraz gecikince adam: Said beni buraya hapsetmiştir, diyerek çıkmış ve binek hayvanına binip gitmiştir. yolda hayvandan düşmüş ve bir tarafı kırılmıştır. Bilahere bunun durumu Said bin el-Müseyyeb'e bildirilince: Başına hoşlanmadığı bir şeyin geleceğini sanmıştım, demiştir.'' der. İbn-i Rüşd: ''ibnü'l-Müseyyeb'in: ''Bana ulaşmıştır ... '' sözünün manası: Peygamber (s.a.v.)'den rivayet edilmiştir, demektir. Çünkü bu gibi sözler re'y ile söylenmez. İbnü'l-Müseyyeb'in bildirdiği musibet ezandan sonra namaz kılmadan mescitten çıkan ve tekrar dönmeyen kişinin başına gelen dünyevi bir musibettir. Çünkü o kişi, dünyasıyla ilgili işlerini zamanı gelmiş olan namaza tercih etmiş oluyor'' demiştir. Ebu Amr bin Abdi'l-Berr: Abdestli iken ezandan sonra namaz kılmadan mescidden çıkan kişi hakkında bu hadisle hükmedilmesi üzerine alimler ittifak etmişlerdir. Keza mescitteki adam tek başına farzını kılmış ise tekrar cemaatle o namazı kılmak üzere mescidde beklemelidir. Cemaatle o namazı tekrar kılmadıkça mescidden çıkması caiz değildir. Ancak kıldığı namaz tekrar cemaatla iadesi matlub olan namazıardan değilse çıkmasında bir sakınca yoktur. Söz konusu adam'ın abdest tazelemek gibi bir maksadla tekrar mescide gelmek üzere çıkmasında bir mahzur yoktur, demiştir . Ezandan sonra mescidden çıkmayı mübah kılan mazeretlerden birisi de bu günkü birtakım insan'ların mescitlerde ihdas ettikleri bid'at ve ğayri meşru' hareketlerdir. Mesela; İmam'ın sesi bütün cemaat tarafından duyulduğu halde mübelliğlik yapmak, imam'ın ipekli elbise giymesi veya altın takınması, imamın Peygembar (s.a.v.) ve Hulafa-i Raşidin'in namaz kıldırışına aykırı bir tarzda namaz kıldırması ve benzeri hareketler o mescidden namaz kılmadan çıkmayı meşru kılar. Ebu Davud'un 'Tesvib babı'nda Mücahid'den rivayet ettiğine göre şöyle söylenmiştir: ''Ben Abdullah bin Ömer bin el-Hattab (r.a.) ile beraberdim. Bir müezzin öğle veya ikindi ezanında tesvİb etti. Yani ''Es-Salatu Hayrun Mine'n-nevm'' dedi. İbn-i Ömer Mücahid'e: ''Bu mescidden çıkıp gidelim. Çünkü şu tesvİb (öğle veya ikindi ezamnda okunduğu için) bid'attır'', demiştir. HADİSİN FIKIH YÖNÜ : Hadis, ezan'dan sonra mescid'den çıkmanın yasak olduğuna delalet eder. Bunun tafsilatı yukarıda geçti. MÜSLİM RİVAYETİ VE İZAH İÇİN BURAYA TIKLAYIN EBU DAVUD RİVAYETİ VE İZAH İÇİN BURAYA TIKLAYIN
Derece: Sahih
Sunen-i Ibn Mace, 734 numaralı hadis
The Book of the Adhan and the Sunnah Regarding It
Osman (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu demiştir : «Mescidde iken ezan okunduktan sonra dışarı çıkan kimse bir ihtiyaç için çıkmamış ve dönmek istememiş ise, o kişi münafıktır.» Zevaid de: Bu hadisin isnadı zayıftır, senedeki İshak bin Abdillah isimli Ebu Ferve ve AbdulCabbar bin Ömer nedeniyledir bu. 733’ü okumadıysanız okuyun
Derece: Sahih
Sunen-i Ibn Mace, 735 numaralı hadis
The Book On The Mosques And The Congregations
Ömer bin el-Hattab (r.a.)'den. rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ben, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve 5ellem)'i «Her kim, içinde Allah adı anılan bir mescidi bina ederse Allah da onun için cennette bir ev bina eder», buyururken işittim.» Not: Zevaid'de: Ömer (r.a.)'in hadisi mürseldir. Çünkü Osman bin Abdillah bin Süraka, Ömer (r.a.)'den rivayet etmiş. Halbuki Ömer (r.a.), Onun anasının babasıdır. Ve Osman.. kendisinden hadis' işitmemiştir. Bunu el-Mizzi', et-Tehzib'te söylemiştir. İbn•i Hibban da sahihinde bu senedIe hadisi rivayet etmiştir. denilmiştir . AÇIKLAMA 738 de
Derece: Sahih
Sunen-i Ibn Mace, 736 numaralı hadis
The Book On The Mosques And The Congregations
Osman bin Affan (r.a.')'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ben, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve 5ellem)'i şöyle buyururken işittim: «Her kim Allah için bir mescid bina ederse Allah da onun için Cennette onun mislini bina eder.» AÇIKLAMA 738 de
Derece: Sahih
Sunen-i Ibn Mace, 737 numaralı hadis
The Book On The Mosques And The Congregations
Ali bin Ebi Talib (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve 5ellem) şöyle buyurdu, demiştir : «Her kim kendi malından Allah için bir mescid yaparsa Allah da onun için Cennet'te bir ev yapar.» Not: Zevaid'de: Ravi el-Velid bin Müslim tedlisçi olup bunu an'ane ile rivayet etmiştir, şeyhi Lehia da zayıftır. Bu nedenle Ali (r.a.)'ın hadisinin isnadı zayıftır, denilmiştir. AÇIKLAMA 738 de
Derece: Daif
Sunen-i Ibn Mace, 738 numaralı hadis
The Book On The Mosques And The Congregations
Cabir bin Abdillah (r.a.)'dan; şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve 5ellem) buyurdular ki: «Her kim Allah için bağırtlak kuşu yuvası gibi veya daha küçük bir mescid yaparsa Allah da onun için Cennet'te bir ev yapar.» Not: Zevaid'de: İsnadı sahih, ricali de sika'dır, denilmiştir. Tahric: Ömer (r.a.l'in hadisini, İbn-i Hibban; Osman (r.a.)'ın hadisini Buhari, Müslim ve Tirmizi; Cabir (r.a.)'in hadisini İbn-i Huzeyme de rivayet etmişlerdir. Ali (r.a.)'in hadisini, müelliften başka rivayet edenin bulunup bulunmadığını bilmiyorum. AÇIKLAMA (735, 736, 737 ve 738) : Tirmizi, Osman (r.a.)'ın hadisini rivayet ettikten sonra: Bu konuda Ebu Bekir, Ömer, Ali, Abdullah bin Amr, Enes, İbn-i Abbas, Aişe, Ümmü Habibe, Ebu Zer, Amr bin Abese, Vasile bin el-Eska' Ebu Hureyre ve Cabir bin Abdillah (r.anhum)'dan da rivayetler vardır. Osman (r.a.)'ın hadisi hasen-sahihtir, demiştir. Bu babta geçen bütün hadisler, Allah için bir mescid yapmanın ne kadar sevab olduğunu ifade ederler. Hadislerde ''Allah için ... " tabirinden maksad, Mescid yapmaktan gayenin Allah rızası olmasıdır. Onun için el-Fetih'te beyan edildiğine göre İbnü'l-Cevzi: Kim yaptığı mescid üzerine ismini yazar veya yazdırırsa ihlastan uzak kalmış olur, demiştir. Ücret mukabilinde mescid inşaatında ça lışan kimse için de bu özel vaad hasıl olmaz. Çünkü ihlas yoktür. Bununla beraber sevabı bulunur. Hadisin; ''Allah onun için bir mislini Cennet'te yapar.'' parçasına gelince; Nevevi: parçadaki; '' ... misli ... '' kelimesi iki manaya muhtemeldir: 1- Yani Allah'ın Cennet'te yapacağı bina ev denilmesi bakımından mescid gibidir. Ama, genişliği ve diğer yönlerden üstünlüğü malumdur. Çünkü Cennet'teki yapılar, hadisle sabit olduğu gibi, hiç bir gözün görmediği hiç bir kulağın işitmediği ve hiç bir beşerin düşünemediği güzelliktedirler. 2- Mescid, dünya evlerinden üstün olduğu gibi Allah'ın o kişiye Cennet'te yapacağı bina, cennet'teki evlerden üstün olacaktır, demiştir. Tuhfetu'l-Ahvezi yazarının beyanına göre, bazıları, parçadaki: " ... misli ... '' kelimesini şöyle yorumlamışlardır: Allah'ın cennette yapacağı bina, büyüklük bakımından kişinin yaptığı mescid gibidit .. Lakin bir çok yönlerden daha güzel olacaktır. Cabir (r.a.)'in hadisinde; ''Bağırtlak kuşu yuvası gibi veya daha 'küçüh: bir mescid ... '' buyuruluyor. Alimlerin ekserisi bu ifadeyi mübalağa üzerine yorumlamışlardır. Çünkü gerçekten bağırtlak kuşu yuvası kadar küçük olan bir yerde bir insanın namaz kılmasının mümkün olmadığı bilinmektedir. Gaye, en ufak bir mescidi bile yapmanın faziletini anlatmaktadır. Bazı alimler bu ifadeyi zahirine göre yorumlayarak: Hadisin manası şudur, demişlerdir; Bir mescidi genişletmek ihtiyacı duyulduğu zaman, yapılacak ilave, bir kuş yuvası kadar bile olsa, anlatılan sevabı kazandırır. Yahut bir cemaat, ortaklaşa bir mescid inşa ederler de, katkıda bulunanların yardım hissesi, bir kuş yuvası tutarında bile olsa, hadiste bildirilen sevabı kazandırır. Bazıları; Mescid ile, bilinen mana kasdedildigi takdirde anlatılan yorumlara ihtiyaç duyulur. Lakin, mescid kelimesi ile secde yeri kasdedilirse, Bahsi geçen yorumlara ihtiyaç duyulmaz, demişlerdir. Tuhfetu'l-Ahvezi yazarı; Mescid ile, secde yeri değil de binanın murad olduğu bazı rivayetlerden açıkça anlaşılıyor. Mesela Ümmü Habibe'nin hadisinde; ''Kim Allah rızası için bir ev yaparsa ... '' buyurulmuştur. Ömer (r.a.)'in (735) nolu) hadisinde: ''Kim, içinde Allah isminin anıldığı bir mescid yaparsa... '' buyurulmuştur, demiştir
Derece: Sahih
Sunen-i Ibn Mace, 739 numaralı hadis
The Book On The Mosques And The Congregations
Enes bin Malik (r.a.)'den rivayet edildiğine göre; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve 5ellem) şöyle buyurdu, demiştir: «İnsanlar, mescidleri (yapmak) ile birbirlerine karşı öğünüp iftihar etmedikçe kıyamet kopmayacaktır.» Diğer tahric: Ebu Davud ve Ahmed b. Hanbel AÇIKLAMA : Nesai de bunu, şu mealdeki bir lafızIa rivayet etmiştir; ''İnsanların mescidleri yapmak ile birbirlerine karşı öğünüp, iftihar etmeleri, kıyametin alametlerindendir." EI-Menhel yazarı: İnsanların öğünüp iftihar etmeleri, örneğin şöyle olabilir: Benim mescidim, seninkinden daha yüksektir veya daha süslüdür veya daha güzeldir veya daha geniştir ... Bunu söylerken kişi riya, gösteriş ve iftihar niyetini taşır. Hadis, mescidlerin yapımı ile iftihar etmenin kıyametin alametlerinden olduğuna delalet eder, demiştir
Derece: Sahih
Sunen-i Ibn Mace, 740 numaralı hadis
The Book On The Mosques And The Congregations
İbn-i Abbas (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve 5ellem) şöyie buyurmuştur : «Yahudiler havralarını yükselttikleri ve hristiyanlar kiliselerini yükselttikleri gibi sizlerin de benden sonra mescidlerinizi yükselteceğinizi biliyorum.» Not: Zevaid'de: İsnadı zayıftır. Çünkü senedde Cubare bin El-Muğalis bulunuyor ki o çok yalancıdır. Ebu Davud da bu hadisi başka bir ifade ile ve kendi senediyle İbn-i Abbas (r.a.)'den merfu' olarak rivayet etmiştir, denilmiştir. AÇIKLAMA : Notta belirtildiği gibi Ebu Davud da bu hadisi ibn-i Abbas (r.a.)'den şu lafızla rivayet etmiştir: "Ben mescidlerin teşyidi ile emrolunmadım. İbn-i Abbas dedi ki: Yahudiler ve hristiyanlar (mabedlerinil yaldızla süs!edikleri gibi sizler de muhakkak süsleyeceksiniz.'' Teşyid: Müellif bu bab'ın başlığında ve Ebu Davud da ibn-i Abbas (r.a.)'in hadisinde bu kelimeyi kulIanmışlardır EI-Menhel yazarının el-Bağavi'den naklen beyan ettiğine göre, mescidlerin teşyidin'den maksad, onları yüksek yapmaktır Teşyid'in sözlük manası, binayı yükseltmek, sağlam yapmak, inşaatında alçı ve kireç gibi malzemeleri kullanmak demektir. Ebu Davud'un rivayet ettiği İbn-i Abbas (r.a.)'in hadisinde: "Yahudiler ve hristiyanlar ... '' parçası mevkuf yani İbn-i Abbas'ın sözü olarak geçmektedir. İbn-i Hibban'ın rivayeti de böyledir. Bununla beraber merfu' hükmündedir. Çünkü bu gibi sözler, re'ye dayalı olamaz. Zuhrufe: Ebu Davud'un rivayetinde geçen fiilin masdarı olan bu kelimenin asıl manası süslemektir. Zuhruf: Kelimesi ise aslında altın demektir Bilahere altınla yapılan her türlü süslemeye denilmiştir. Nihaye'nin heyanına göre Zuhruf', altınla yapılan nakışlar ve resimlerdir. EI-Menhel yazarı, hadis'in açıklaması ile ilgili olarak aşağıdaki ma'lumatı vermiştir: Yahudiler ve hristiyanlar, kutsal kitabIarını tahrif ederek, bunlarla amel etmeyi bırakınca, mabedlerini altınla süslemeye girişmişlerdir. Hadis ile sanki şöyle uyarı yapılıyor: 'Sizler, amelde ihlası bıraktığınız ve mescidleri yüksek ve süslü yapmakla öğünerek birbirinize karşı iftihar ettiğiniz zaman, sizin haliniz yahudi ve hristiyanların haline dönecektir.' Mescidleri, ilk olarak sahabe devrinin sonlarında el-Velid bin Abdulmelik bin Mervan süslemiş ve ilim ehlinin çoğu, fitne korkusuyla, bunun karşısında susmuştur. el-Ayni: 'İbn-i Abbas (r.a.)'in hadisini delil gösteren arkadaşlarımız; Mescidleri süslemek mekruhtur. Hele vakıf malından masraf yaparak süslemek, caiz değildir. Bu masraf, harcama yapan mütevelli veya başkasından tanzim edilir, demişlerdir. Kişi, kendi malından süslemeyi yapınca niçin kerahet var? diye bir soru akla gelebilir. Bunun sebebi, ya namaz kılan kişinin süslemeye bakarak meşgul olmasıdır ya da parayı yersiz harcamasıdır,' demiştir. İbn-i Reslan: Bu hadis, açık bir mu'cizedir. Zira Nebi s.a.v., kendisinden sonra meydana gelecek olan durumu haber vermiştir Mescidleri süslemek ve bunu iftihar vesilesi yapmak, bugün Mısır, Şam ve Kudüs'te devlet adamları arasında yaygın bir hal almıştır. Buradaki devlet adamları, halkın malını cebren alarak mescidleri ve okulları modern bir şekilde yapmaktadırlar Allah'tan selamet ve afiyet dileriz, demiştir. Eş-Şevkani: Hadis, mescidlerin yüksek ve süslü yapılmasının bid'at olduğuna delalet eder Ebu Hanife'nin buna ruhsat verdiği rivayet olunmuştur, demiştir. el- Bedr bin el-Münir: Halkın evlerini yüksek ve süslü yapınca mescidleri de böyle yapmaları münasiptir. Ta ki mescidler hakir görünmekten korunsun, demiştir Mescidleri yüksek ve süslü yapmayı caiz görenlerin dayanağı, Selef'in böyle yapanlar karşısında susmasıdır. Bunlara göre bid'at-ı hasene sayılır, mescidlere rağbet edilmesini sağlar. Süslemenin, Nebi (s.a.v.)'in emrinden olmadığına, kıyametin alametlerinden sayıldığına ve yasaklanan iffihar çeşidinden olduğuna delalet eden hadisler müvacehesinde anılan dayanağın tutarsızlığı aşikardır Selef'in susması, kabul alameti sayılamaz. Çünkü yukarıda anlatıldığı gibi bu iş, devlet adamlarından başlamıştır. Selef, bir fitne çıkmasın diye susmayı tercih etmiştir. el- Hafız, el-Fetih'de şöyle demiştir: 'Bazı alimler, mescidleri yüksek ve süslü yapmaya ruhsat vermişlerdir" Ebu Hanife de: Bu iş, mescidlere ta'zim maksadıyla ve hazineden harcama yapmamak şartıyla caizdir, demiştir. Burada bir kaç önemli nokta vardır: 1. Mescidleri süslemek, namaz kılanların kalbini meşgul edecek durumda ise bunun mekruhluğuna alimler ittifak etmişlerdir. 2. Süslemek; övünmek, iftihar etmek, riyakarlık ve gösteriş için ise yine mekruhtur. Hatta değil süslemek, mescidleri böyle bozuk niyetlerle inşa etmek de mekruhtur. 3. Sağlam olsun diye mescid inşaatında alçı, kireç ve benzeri malzemeleri kullanmak mekruh değildir. Bunun delili Osman (r.a.)'ın halife iken Medine'deki Mescid-i Nebevi'yi yıktınp taş ve kireçle inşa etmiş olmasıdır. İbn-i Abbas (r.a.)'ın: " ... Mescidleri süsleyeceksiniz.'' sözü, süslemenin yasaklığına delil değildir, çünkü mevkuftur. Hükmen merfu' olduğu kabul edilse şöyle yorumlanır: Bundan maksad, namaz kılan kişiyi meşgul eden süslemedir. Veya riya ve gösteriş için yapılan süslemedir. 4. Halktan zorla para alıp mescid yapmak haramdır. 5. Mütevelli ve benzeri kişilerin vakıf malından harcama yaparak, mescidi süslemeleridir. Bu da haramdır. Hiç bir alim, buna ruhsat vermemiştir. Abdullah bin Zübeyr (r.a.), Ka'be'yi yeniden yaparken eskisinden daha fazla yükselterek muhkem yapmıştır. Kendisine muhalefet edenlerin elinde hiç bir delil yoktur. Bütün itirazları Ka'be'nin eskisinden fazla yükseltilmesinden ibaretti. Nitekim İbn-i Zübeyr (r.a.) Kabe'yi yıkarak duvarlarını yenilemek istediği zaman İbn-i Abbas (r.a.) Ka'be duvarlarından eğilmiş olan yerleri tamir etmekle yetinilerek duvarlara bir ilave yapılmamasına taraftar olduğuna işaret ederek İbn-i Zübeyr (r.a.)'e: Senden sonra gelen bir emir'in senin yaptığını değiştirmiyeceğinden emin değilim, demiştir. Halife Harun er-Reşid'in veya el-Mehdi'nin yahut da el-Mansur'un Kabe'yi yıktırarak İbn-i Zübeyr (r.a.)'in yaptırdığı şekilde yenilemesini istedikleri ve İmam Malik'in onları uyararak: Kabe'nin meliklerin oyuncağı haline dönüşmesinden korkarım, demesi üzerine bu işten vaz geçtikleri rivayet olunmuştur. Yukarıdan beri verilen izahtan anlaşıldığı gibi Şevkani'nin ve başkasının bir ayırım yapmadan: mescidIeri yükseltmek ve süslemek yasaktır, sözleri yerinde değildir. HADİSİN FIKlH YÖNÜ : 1. Mescidleri yüksek yapmak meşru değildir. Bundaki tafsilat yukarıda görüldü. 2. Altın, gümüş ve benzeri şeylerle mescidleri süslemek caiz değildir. Bu iş yahudilerin ve hristiyanların işidir. Bu sebeple, bundan uzak durmak gerekir
Derece: Daif
Sunen-i Ibn Mace, 741 numaralı hadis
The Book On The Mosques And The Congregations
Ömer bin el-Hattab (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve 5ellem) şöyle buyurmuştur: «Ameli bozuk bir hale gelen her kavim, mescidlerini yaldızla süslemeye kalkışırlar. (böyle olmayan bir kavim gelmemiştir.»" Not: Zevaid'de: Bu hadisin isnadında Ebu İshak bulunur. Ki kendisi tedlis yapardı. Ravi Cübare de çok yalancıdır, denmiştir. AÇIKLAMA : Sindi: Hadisin manasının şöyle olduğu umulur: Her kavmin ameli bozuk bir hale gelince. yani bütün önem ve ğayretleri yüksek binalar yapmak ve süslemek olunsa. bu hal onları mescidleri de altın yaldızı ile süslemeye sürükleyecektir. Çünkü evleri yüksek, mamur ve nakışlı iken mescidlerinin böyle olmamasından hoşlanmıyacaklardır, demiştir. Şu halde bir kavmin mescidlerinin yaldızlarla süslenmiş olması, o kavmin hayrına alamet degil, bilakis amellerinin bozulduğuna bir belirtidir. Bunun için mescidleri altın, gümüş ve benzeri maddelerle süslemekten sakınmak gerekir)
Derece: Very Daif
Sunen-i Ibn Mace, 742 numaralı hadis
The Book On The Mosques And The Congregations
Enes bin Malik (r.a.)'den rivayet edildiğine göre. şöyle demiştir : Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in Medine'deki mescidinin yeri, Beni Neccar kabilesine ait idi. Orada hurma ağaçları ve müşriklerin kabirleri bulunuyordu. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), o kabileye : «Bu yeri para karşılığında bana veriniz.» buyurdu. Onlar da: Bu yer için kat'iyyen para almayacağız, dediler. Enes (r.a.), demiştir ki: Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), orada mescid yapmaya başladı. Sahabiler de Ona (malzeme) veriyorlardı. Ve Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle diyordu: «Bilmiş olun ki. gerçek hayat ahiret hayatıdır. (Allah'ım) Ensar ve Muhacirlere mağfiret eyle.- Enes (r.a.) demiştir ki: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), mescid yapmadan önce namazı vaktine eriştiği yerde kılardı.." Diğer tahric: Buhari, Müslim, Ebu Davud ve Nesai AÇIKLAMA : Buhari, Müslim ve Ebu Davud'un riva,yeti daha uzundur. Beni Neccar kabilesi, Ensardan büyük bir kabiledir. Neccar, o kabilenin babasıdır. Adı Tey mü'l-Lat'tır. Ona Neccar (marangoz) lakabının verilmesinin sebebi; söylendiğine göre keser ile sünnet olmuş olmasıdır. Bu kabile, Nebi (s.a.v.)'in dedesi Abdü'l-Muttalib'in, dayıları idi. Nebi (s.a.v.), bu akrabalık dolayısıyla onları çağırtarak, kendilerine ait, olan mescid yerini satın almak istemiştir, Hadisin zahirine göre Beni Neccar kabilesİ, arsa bedelini almamışlardır. Lakin Zühri'den rivayet edildiğine göre arsa, bu kabileye mensub Amr'ın Sehl ve Süheyl adlı iki oğluna aitmiş. Yetim olan bu çocuklar, Ebu Ümame Es'ad bin . Zurare'nin yanında yetiştiriliyorlarmış. Hicretle Nebi (s.a.v.), Medine'ye şeref verdiği gun devesi bu arsada çökünce: ''İnşaallah menzilimiz burasıdır.'' buyurmuş; sonra yetimleri çağırtarak, arsalarında mescid yaptırmak üzere arsa. değerini bildirmelerini istemiş; Yetimler: Ya Resulallah! Parayla değil de, onu sana. hibe ederiz, demişler. Fakat Nebi (s.a.v.), hibe olarak kabul etmekten imtina etmiş ve nihayet onlardan satın aldıktan sonra orada mescid yaptırmıştır. El-Vakıdi: Nebi (s.a.v.) mescid arsasını Afra' oğullarından on dinar altın mukabılinde satın almış ve bu parayı Ebu Bekir (r.a.) ödemiştir, demiştir. Bu rivayete göre Es'ad bin Züraee, Bahsi geçen arsa yerine, şahsına ait bir hurma bahçesini yetimlere vermiştir. Bir başka rivayete göre Ebu Eyyub (r.a.): Bu yer, iki yetimindir ve ben onları razı ederim, demiş ve onları razı etmiştir. El-Menhel yazarı, bu rivayetleri naklettikten sonra: Rivayetlerin arası şöyle bulunur, demiştir: '' Beni Neccar kabilesi, arsa bedelini istemediklerini söyleyince Nebi (s.a.v.), arsanın asıl sahiplerinin kim olduğunu sormuş, onlar da Bahsi geçen iki yetimi gösterince Nebi (s.a.v.), onlardan satın almıştır. Arsa bedeli ödenmek istendiğinde Ebu Bekir (r.a.), Es'ad bin Zürare (r.a.) ve Ebu Eyyub (r.a.), ortaklaşa bedeli ödemişlerdir. Bu yerde hurma ağaçları ve müşriklerin kabirlerinin bulunduğu belirtilmiştir. Buhari, Ebu Davud ve Müslim'in rivayetlerinde, hurma ağaçlarının Nebi (s.a.v.)'in emriyle kesildiği ve müşriklerin kabirlerinin nakledildiği bildirilmiştir. Müşriklerin kabirleri açılarak, içindeki kemikler ve ceset kalıntıları çıkarılmıştır. Müşriklere bir hürmet göstermek söz konusu olmadığı için kabirlerinin açılması emredilmiştir Kabir, içinde gömülü bulunana mahsustur Nebi (s.a.v.) nasıl müşriklerin kabristanını satın almış ve kabirlerini açtırmıştır? şeklinde bir soru akla gelebilir. Cevabı şudur: Kabristanın satın alınamaması ve ceset naklinin yasaklığı müslümanların kabirlerine mahsustur. Kafirlerin kabristanı için böyle bir hüküm yoktur. Şöyle cevab vermek de mümkündür: Zaruret ve ihtiyaç, müşriklerin kabirlerini açmayı gerektirmiştir. Bu sebeple açtırılmıştır. Fakat ilk cevab, daha kuvvetlidir. Kafirlerin kabirlerini açtırıp, yerine mescidlerin yapılmasını caiz gören alimlerin delillerinden birisi bu hadistir." MÜSLÜMANLARIN KABRİSTANINDA MESCİD YAPMAK CAİZ MİDjR? İslam alimlerinin bir kısmının bu husustaki görüşleri, el-Menhel'de şöyle anlatılmıştır: 1- Hanefiler'den el- Ayni: Arkadaşlarımız mescid yıkılıp yerle bir olduğu ve çevresinde cemaat bulunmadığı zaman kabristan da çok eskiyip ne ceset izi, ne de mezar ismi kalmadığı zaman, bunlar, sahiplerinin mülküne dönüşmüş olur. Sahibinin malına dönüşünce, mal sahibi mescid yerine ev ve kabristan yerine mescid veya başka şey yaptırabilir. Eğer mescid yeri ve kabristanın sahibi yoksa, bu yerler hazineye intikal eder, demiştir 2- Şafii alimlerine göre, kabristan olarak vakfedilmiş olan sahada ölü gömülü olsun olmasın, yer altında ve yer üstünde bina yapmak haramdır. Hakim, bu gibi yerlerde yapılan bütün binaları yıktırmakla mükelleftir. Çünkü bina yapımı, kabristan gayesine ters düşer, halk'a sıkıntı verir. Yapılan bina ev olsun, mescid olsun başka şey olsun hiç fark etmez. Mülkiyeti şahsa ait özel kabristanın ölü gömülmemiş olan kısımlarında bina yapmak ise mekruhtur. 3- Hanbeliler'e göre, ölüler tamamen çürüdükten sonra kabristanda ekin ekmek ve üzerine bina yapmak caizdir. Aksi takdirde caiz değildir. 4- Malikiler'den ibnü'l-Kasım: Müslümanların kabristanının izi kalmadığı zaman orada bir mescid yapılmasında beis görmem. Çünkü kabristan müslümanların, ölülerini defnetmek için vakfettikleri bir yerdir. Hiç kimsenin malı olamaz. Bu yerde mezar izi kalmayıp bundan böyle ölüleri oraya defnetmek ihtiyacı kalmayınca bu yeri mescide çevirmek caizdir. Çünkü mescid de müslümanların vakıf mallarından birisidir. Kimse mescide sahip çıkamaz, demiştir. Beyhaki'nin rivayetine göre Mescid-i Nebevi yapılırken kıblesi Mescid-i Aksa'ya yönelik olarak yapılmıştı. Mescid, kare şeklindeydi. Uzunluğu ve genişliği yüzer zira: idi Bir rivayete göre önce yetmiş zira' idi. Hayber fethinden sonra bir misli daha. büyütüldü Mescidin üç kapısı vardı Bir kapı mescidin sonunda idi. Atike kapısına Babu'r-Rahme denilmiştir. Nebi (s.a.v.)'in mescide girdiği kapıya bu gün Al-i Osman denilir. Bu iki kapı kıblenin Ka'be yönüne değiştirilmesinden sonra da aynen kalmıştır. Fakat mescidin sonundaki kapı kapatılarak hizasında başka bir kapı açılmıştır. Bir rivayete göre: Cebrail (a.s.) gelerek mescid yapma emrini tebliğ edince Nebi (s.a.v.), yapılacak mcscidin yüksekliğini sormuş, Cebrail (a.s.) da: Yedi zira'; bir rivayete göre de : Beş zira' olsun, demiştir." Buhari ve Ebu Davud'un rivayetinde sahabilerin. mescid inşaatı için taş taşıdıkları belirtilmiştir. Rivayete göre duvarın üç zira'lık kısmı taş ile yapılmış, ondan sonra ham kerpiç ile tamamlanmıştır. Ümmü Seleme (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre: Nebi (s.a.v.) ashabıyla beraber mescid inşaatında çalışıyordu. Her sahabi birer kerpiç taşıyordu. Amınar bin Yasir ise, birisi kendisi için diğeri de Nebi (s.a.v.) için olmak üzere ikişer kerpiç taşıyordu. Nebi (s.a.v.) bir ara kalkıp Ammar (r.a.)'ın sırtına mübarek elini sürdü ve: ''Ey Sümeyye oğlu! Senin için iki sevab vardır. Halk için bir sevab. Dünya'dan son rızkın bir yudum süttür. Asi taife seni öldürecektir." buyurmuştur. İmam Ahmed bin Hanbel'in Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet ettigine göre: ''Nebi (s.a.v.) de sahabilerle beraber kerpiç taşıyormuş. Ebu Hureyre (r.a.) diyor ki: Bir ara Nebi (s.a.v.) bir kerpici mübarek karnı üzerine koyarak taşıyordu. Kerpiçin Ona ağır geldiğini sandım da onu karşıladım ve: Bana ver Ya Resulallah! dedim. Resulullah (s.a.v.) : ''Başka bir kerpiç al Ya Eba Hureyre. Çünkü ahiret hayatından başka hiç bir hayat yoktur." buyurdu. Ebu Hureyre (r.a.)'in bu hadisi, ikinci mescid yapımına aittir. Çünkü ilk mescid inşaatında, Ebu Hureyre (r.a.) bulunmamıştır. Bilindiği gibi Ebu Hureyre (r.a.)'in Nebi (s.a.v.)'e gelerek müslümanlıgı kabul etmesi Hayber yılına rastlar. Dolayısıyla Ebu Hureyre (r.a.) hadisiyle Ümmü SeIeme (r.anha) hadisi arasında bir çelişki yoktur. Hadisin: ''Nebi (s.a.v.) mescid yapıyordu. Sahabiler de Ona (malzeme) veriyorlardı." ifadesinin zahirine göre Nebi (s.a.v.), bizzat mescid duvarlarının yapımında çalışmıştır. Mescid'in duvarları kerpiçten yapılmış, damı hurma dallarıyla örtülmüş, direkleri de hurma kütüğündenmiş. Ömer (r.a.) zamanında yapılan tamirde, mescide bir ilave yapılmamış, Osman (r.a.) hilafeti zamanında mescid büyütülmüş, duvarları taş ve kireçle yapılmış, direkleri taştan yapılmış ve tavanı hint çınarı ve hint ardıcı denilen ve Hindistan'da yetişen, abanoz'a benzeyen sert agaçlarla örtülmüştür. Mescidin bu durumunu belirten İbn-i Ömer (r.a.)'in hadisi, Buhari ve Ebu Davud tarafından rivayet edilmiştir, Nebi (s.a.v.): ''Bilmiş olunuz ki, gerçekten hayat... '' parçasını mescid inşaatında çalışmayı kolaylaştırmak ve çalışma karşılığında Sahabiler için Allah tarafından hazırlanmış olan uhrevi mükafatı müjdelemek üzere buyurmuştur. Müslim ve Ebu Davud'un rivayetinde Nebi (s.a.v.) ve Sahabiler çalışırken şöyle derlerdi: ''Allahım! Ahiret hayrından başka hiç bir hayır yoldur. Sen, Ensar ile Muhacirlere yardım eyIe.'' Buhari'nin rivayetinde ikinci mısra, sünenimizdeki Iafızlarla geçmiştir. Nebi (s.a.v.) için şiir söylemek haram kılınmıştır. Burada Nebi (s.a.v.) şiir söylemiş olmuyor mu? denilemez. Çünkü bu secili bir sözdür, şiir değildir. Zira vezni yoktur. Vezinli olduğu kabul edilse bile bu inşa değil inşad'dır. Yani şiir icadı değil, başkası tarafından söylenmiş olan bir şiiri nakletmektir. Nitekim Buhari'nin bir rivayetinde; Bir müslüman tarafından söylenmiş olan bu şiiri Nebi (s.a.v.) okudu, denilmiştir. Nebi (s.a.v.)'e yasak kılınan şey, başkasının şiirini okumak değil, şiir inşa etmektir. Kaldı ki alimler: Şiir, vezinle söylenmesi kasdedilmiş olan söz dizisidir. Eğer kasıd olmaksızın vezinli bir cümle dil üzerinde cereyan edecek olursa, buna şiir denmez, diye ittifak etmişlerdir. Bunun için Nebi (s.a.v.) tarafından buyurulmuş olan şiir şeklindeki hadisleri buna hamledilmiştir. Örneğin; ''Ben ancak Nebiim. Hiç yalan değildir. Ben Abdülmuttalibin oğluyum.'' HADİSİN FIKIH YÖNÜ : 1- Namazı, vakti gelince her hangi bir yerde kılmak meşrudur. 2- İhtiyaç halinde bir an önce mescidleri inşa etmek matlubtur. 3- Alış - veriş meşrudur. Başkasının malını gasbetmek yasaktır. 4- Allah rızası için teberru yapmak meşrudur. 5- Müşriklerin eski kabirlerini açıp nakletmek ve kabristanlarını satmak caizdir. 6- İhtiyaç halinde meyveli agaçları kesmek caizdir. 7- Müşriklerin kabirlerini açıp içindekilerini çıkardıktan sonra orada namaz kılmak caizdir. Hattabi: Müşriklerin kabirleri açılıp toprağı nakledildiği ve orada toprağa karışacak bir necaset bulunmadığı zaman o yerde namaz kılmak caizdir. Kabristanda namaz kılmanın yasaklığı toprağına ölülerin kanları ve irinIeri karıştığı zamana mahsustur. Kabir eseri ve ismi kalmayınca, o yerin hükmü temizliğe dönüşür, demiştir. 8 - Müşriklerin kabirleri yerinde mescid yapmak cılizdir. Hattabi: Hayatta iken kanı muhterem olmayan kişinin, ölümünden sonra kemiklerinin de muhterem olmadığına bu hadis delildir, demiştir. 9- Ağır işlerde çalışırken teşvik için şiir söylemek caizdir. 10- Devamlı hayır, ancak ahiret hayrıdır. Müslümanlara AIlah'ın yardımını dilemek meşrudur. 11- Hadis, Nebi (s.a.v.)'in tevazuunu ve ahlakının üstünlüğünü ifade eder
Derece: Sahih
Sunen-i Ibn Mace, 743 numaralı hadis
The Book On The Mosques And The Congregations
Osman bin Ebi'l-As (r.a.)'den rivayet edildiğine göre : Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve 5ellem), Taif halkının putlarının yerini Taif mescidi kılmasını kendisine emretmiştir." Diğer tahric: Ebu Davud ve Hakim AÇIKLAMA : Taif, Mekke-i Mükerreme'nin doğusunda, iki ve ya üç' konak mesafede bir şehirdir. Tağiye: Onların Allah'a ortak koştukları putlar ve benzeri şeylerdir. Ebu Davud'un süneninde 'Tavağiyet' diye geçer. Bu kelime 'Tağut'un çoğuludur. Tağüt: Şeytan ve put anlamında kullanılır. Burada put anlamında kullanılmıştır. Taif halkının putlarının bulunduğu yeri mescid haline getirme emrinden dolayıdır ki Müslümanlar fethettikleri memleketlerdeki kilise ve havraları mescidlere ve medreselere çevire gelmişlerdir. Bunun amacı, küfrü çiğnemek, izini silmek ve kafirlere eziyet etmektir. Zira onlar bu yerlerde Allah'tan başkasına taparlardı HADİSİN FIKIH YÖNÜ : Kafirlerin diyarı İslamın eline geçtiği zaman onların ibadet yerlerini mescidlere çevirmek suretiyle küfür alametlerini yok etmek matlubtur. Bir çok sahabi böyle yapmıştır
Derece: Daif
Sunen-i Ibn Mace, 744 numaralı hadis
The Book On The Mosques And The Congregations
(Abdullah) İbn-i Ömer (r.a.)'den rivayet edildiğine göre, içine insan terslerinin atıldığı bahçeler(de namaz kılınması) hükmü kendisine sorulmuş ve şöyle cevap vermiştir: «O bahçeler, defalarca sulandığı zaman içinde namaz kılabilirsiniz.» İbn-i Ömer (r.a.), bu hadisi Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e ref ederek söylemiştir. Not: Zevaid'de: İsnadı zayıftır. Çünkü onda Muhammed bin İshak bulunur. Kendisi tediis yapardı. Bunu da an'ane ile rivayet etmiştir, diye bilgi verilmiştir . AÇIKLAMA : Sindi: "Defalarca sulandığı..'' ifadesinden maksad, bahçeye atılmış olan pislik eseri kalmayacak kadar üzerinden suyun bol bol geçmiş olmasıdır. Ölçü budur. Yoksa şu kadar defa sulamak gerekir, diye bir şey söylenemez, demiştir. Hiytan: Haitin çoğuludur. Hait. duvara denir. Bir de bahçe ve bostana denilir. Nihaye sahibi: Hait. etrafı duvarla çevrili bahçeye denir, demiştir
Derece: Daif
Sunen-i Ibn Mace, 745 numaralı hadis
The Book On The Mosques And The Congregations
Ebu Said-i Hudri (r.a.)'den rivayet edildiğine güre; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve 5ellem) şöyle buyurdu demiştir: «Kabristan ve hamamdan başka yer yüzünün hepsi mesciddir.» Diğer tahric: Ebu Davüd, Şafii, Ahmed, İbn-i Hibban, İbn-i Huzeyme ve Tirmizi
Derece: Sahih
Sunen-i Ibn Mace, 746 numaralı hadis
The Book On The Mosques And The Congregations
(Abdullah) bin Ömer (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir : Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve 5ellem) yedi yerde namaz kılmaktan nehiy buyurmuştur: «Çöplükte, mezbahada, kabristanda, yolun ortasında, hamamda, deve yataklarında ve Kabe (i Muazzama) damı üzerinde.»
Derece: Daif
Sunen-i Ibn Mace, 747 numaralı hadis
The Book On The Mosques And The Congregations
Ömer bin el-Hattab (r.a.)'den rivay«t edildiği» göre şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve 5ellem) buyurdular ki: «Yedi yer var. Oralarda namaz kılmak caiz değildir: Beytullahın üstü. kabristan, çöplük, mezbaha, hamam, deve yatağı ve cadde.» AÇIKLAMA : Bu iki hadiste kabristan ve hamamdan başka, namaz kılınmasının yasaklandığı beş yer daha zikredilmiştir. Bu yerlerden deve yataklarında namaz kılmakla ilgili şer'i hükmün özeti 497 nolu hadisin açıklamasında verilmişti. Mescidler kitabının 12. babında daha geniş izah yapılacaktır. İnşaallah! Sindi'in beyanına göre çöplükte ve mezbahada namaz kılmanın yasaklanmasının sebebi, bu yerlerin pisliği, kirliliği ve necasetten hali olmamasıdır. Yol üzerinde namaz kılmanın yasaklanmasının sebebine gelince; oradan geçenler namaza duranın dikkatini çeker. Diğer taraftan onun önünden geçenler olabilir. Ayrıca orada namaz kılmakla yolda geçenlere eziyet ve yolda bir tıkanıklığa sebebiyet verebilir. Kabe damı üzerinde namaz kılmak, bir nevi saygısızlık olduğu için bundan nehy edilmiştir. El-Menhel yazarı: "Namaz kılmanın yasaklandığı yerler çoktur. Şöyle ki : Aşağıda yazılı yerlerde namaz kılmanın yasaklığına dair hadisler vardır: Hamam ve kabristanda namaz kılmanın yasaklığı, Ebu Said-i Hudri (r.a.)'in hadisiyle ve başka hadislerle sabittir. Çöplük, mezbaha, yolun ortası, deve yatakları ve Ka'be'nin damı üzerinde namaz kılmanın yasaklığı, İbn-i Mace ve Tirmizi'nin İbn-i Ömer (r.a.)'den rivayet ettikleri hadisten anlaşılıyor. TirmizI, bu hadisin isnadının pek kuvvetli olmadığını söylemiştir. Kilisede, havrada, kabre karşı, ğusülhane duvarına karşı, resimlere karşı, yakılan ateşe karşı, uyuyana karşı durup namaz kılmak da mekruhtur.'' diyerek bu yerlerde namaz kılmanın nehyine ait hadisleri nakletmektedir. Bunları buraya aktarmak bir hayli uzun süreceği için bundan ferağat ettik. El-Menhel yazarı daha sonra Şevkani'nin şöyle dediğini nakleder: 'Anılan yerlerin hepsinde veya ekserisinde kılınan namazın 8ıhhatına hükmedenler; ''Nerede namaz vakti sana yetişirse orada namaz kıl..'' hadisine ve benzeri hadislere dayanmışlardır. Halbuki kabristan, hamam ve benzeri yerlerde namaz kılmayı yasaklayan hadisler hususi oldukları için umumi hadislerden istisna edilmeleri gerekir.' Yukarıdaki iki hadiste nanıaz kılmanın yasak olduğu yerlerden kabristan ve hamamda kılınan namaz hakkındaki İslam alimlerinin görüşlerini 745 nolu Ebu Said-i Hudri (r.a.)'in hadisinin açıklaması bahsinde anlatmıştık. Diğer yerlerde kılınan namazın şer'i hükmü hakkında el•Fıkh Ala'I-Mezhahibi'l-Erbaa'nın -dört mezhebin fıkıh kitabı- ''Namazın mekruhları" bahsinde verdiği malumatı özlü olarak nakledelim: I - Kabe üzerinde kılınan namazın hükmÜ: 1- Hanefiler'e göre Ka'be'nin içinde ve damı üzerinde, farz olsun nafile olsun kılınan namaz sahihtir. Ancak damı üzerinde kılmak mekruhtur. Çünkü saygısızlık olur. 2- Şafiiler'e göre Ka'be içinde kılınan farz ve nafile namaz sahihtir. Ancak kapısı açıkken Ka'be içinde kapıya doğru durarak kılınan namaz sahih değildir. Ka'be'nin damı üzerinde namaz kilmak da sahihtir. Şu şartla: Namaza duranın önünde insan ziraı ile 2/3 zira: boyunda bir sütrenin bulunması şarttır. 3- Malikiler'e göre Ka'be'nin üstünde kılınan farz namaz fasiddir. Ğayri müekkede nafile namaz sahihtir.- Sünnet-i müekkede hakkında eşit iki kavil vardır: Ka'be'nin içinde ise farz namaz kılmak kerahati şedide ile mekruhtur. Henüz vakit çıkmadan kılınan namazı iade etmek mendubtur. Sünnet•i müekkede de öyledir. Ancak iadesi istenmez. Nafile namazın Ka'be içinde kılınması ise mendubtur. 4- Hanbeliler'e göre Ka'be içinde kılınan farz namaz sahih değildir. Ka'be üstünde kılınsa hüküm aynıdır. Ancak Ka'be'nin damında tam kenar üzerinde dışa doğru dursa ve önünde Ka'be' den hiç bir şey kalmasa kılınan namaz sahihtir. Veya Ka'be'nin dışında durup içinde secde ederse sahihtir. Nafile ve adak namazın ise Ka'be'nin içinde ve dam'ı üzerinde kılınması sahihtir. Ancak tam kenarı üzerinde secde ederse sahih değildir. Çünkü bu takdirde Ka'be'ye doğru durmuş sayılmaz. II - Çöplükte, mezbahada, yolun ortasında. deve yataklarında necaset'ten emin olunsa dahi namaz kılmak, Hanefi ve Şafii mezhebIerine göre mekruhtur. Hanbeliler'e göre zaruret olmadıkça bu yerlerde kılınan namaz fasiddir. Ve burada namaza durmak haramdır. Ancak bu yerlere hapsedilmek gibi bir zaruret halinde namaz kılınabilir. Malikiler'e göre necasetten emin olunduğu takdirde çöplükte, mezbahada ve caddede namaz kılmak, kerahetsiz olarak caizdir. Necaset'ten emin olunmadığı zaman eğer necasetin bulunduğu muhakkak veya. kuvvetle muhtemelse kılınan namaz batıldır. Şayet zayıf bir ihtimal varsa, henüz vakit çıkmamışken namaz iade edilir. Ancak mescidin darlığı sebebiyle yol üzerinde namaz kılınıp da yerin temizliğinden şüphe edilse bile, namazı iadesi gerekmez. Deve yataklarında ise necaset'ten emin olunduğu takdirde namaz kılmak mekruhtur. Vakit çıkmadan namaz iade edilmelidir. Bu hüküm, su çevresindeki deve yataklarına mahsustur. Develerin geceledikleri ve yine gündüz sıcağında kaldıkları yataklarda necaset'ten emin olunduğu zaman namaz kılmak, mutemed kavle göre mekruh değildir
Derece: Daif
Sunen-i Ibn Mace, 748 numaralı hadis
The Book On The Mosques And The Congregations
Ahdullah b. Ömer (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu, demiştir : «Mescidde şıi şeyler yapılmamalıdır: Mescid yol edinilemez, orada silah çekilip çıkarılamaz, orada yay'a kiriş bağlanıp salınamaz, orada ok atılamaz, içinden çiğ et geçirilemez, orada had olarak kimse dövülemez, orada hiç kimsenin kısas cezası tatbik edilemez, orası çarşı edinilemez.» Not: Ravi Zeyd bin Cebire'nin zayıflığı üzerinde, alimler ittifak ettikleri için ve İbn-i Abdi'l-Berr onun zayıflığına alimlerin icma' ettiklerini naklettiği için isnadın zayıflığı Zevaid de bildirilmiştir. AÇIKLAMA : Kütüb-i Sitte sahiplerinden yalnız İbn-i Mace'nin rivayet ettiği anlaşılan bu hadiste anılan işlerin mekruhluğu, bab'ın başlığından da anlaşılmaktadır. Hadisin baş kısmında geçen: ''Mescidde şu şeyler ... '' parçasını Camiü's-Sağir şarihi el-Azizi şöyle yorumlar: Yani mescidde şu şeyleri yapmak mekruhtur. Hatta temiz bir madde ile bile olsa mescidin kirletilmesine sebep olan her hareket haramdır. ''Mescid yol edinilemez.'' cümlesinden maksad, mescid'in iki veya daha fazla kapısı bulunduğu takdirde, bir kapı'dan girip diğer kapıdan çıkmak suretiyle bir yol gibi kullanılmamasıdır. "' ... Orada yay'a kiriş ... '' cümlesinden maksad, orada yay ve kirişle meşgul olup kirişi bağlamak ve salmak suretiyle bunun iyi olup olmadığı denenmemelidir. Çünkü böyle denendiği takdirde ses çıkarır. Şayet namaz'a duran her hangi bir kimsenin dikkatini çekmeyecek olursa, bununla meşgul olmak mekruhtur. Eğer namazdakilerin namazlarını şaşırmalarına sebebiyet verirse bu hareket haram sayılır. Orada ok atılması hükmü de aynıdır. '' ... İçinden çiğ et geçirilemez.'' parçasına gelince; Eğer çiğ et'ten kan damlaması ve mescid döşemesinin necis edilmesi sanılmıyorsa çiğ et geçirmek mekruhtur. Sanılıyorsa yani kuvvetle muhtemelse bu davranış haramdır. Had olarak adam dövmenin ve kısas cezasını uygulamanın yapılmamasının nedeni izahtan varestedir. '' •.. Orası çarşı edinilemez.'' cümlesinden maksad, mescidde alış veriş yapılmamasıdır. MESCİD'DEN GEÇİŞ HAKKINDAKİ ALİMLERİN GÖRÜŞLERİ : 1- Hanefi mezhebine göre bir zaruret olmadıkça mescid'in bir kapısından girip, diğer kapısından çıkmak suretiyle orayı yol gibi kullanmak tahrimen mekruhtur. Eğer bir zaruret nedeniyle geçilirse caizdir. Zaruret yokken geçişi itiyat (alışkanlık) haline getiren kişi fasık olur. Ama günde bir iki defa geçmekle fasık olunmaz. Girerken i'tikafa niyet etmek, fasık sayılmaktan korur. Her gün oradan geçmek durumunda olan kişinin, günde bir defa Tahiyyetü'l-Mescid sünnetini kılması kafidir. 2- Şafii mezhebine göre temiz kişinin ve cünüb adamın mescidden geçmeleri, ihtiyaç olsun olmasın caizdir. Hayızlı kadının mescidi kirletmekten emin olduğu takdirde bile olsa mescidden geçmesi mekruhtur. Kirletmekten emin değilse geçmesi haramdır. 3- Hanbeliler'e göre temiz kişinin ve cünübün mescidden yol gibi geçmeleri mekruhtur. Hayızlı kadın ile lahusa kadının ihtiyaç olmadan geçmeleri, mescidi kirletmekten emin olunması şartı ile mekruhtur. İhtiyaç halinde hepsi için, kerahetsiz caizdir. Yolun kestirme oluşu, ihtiyaçtan sayılır. 4- Malikiler'e göre mescidden geçiş nadir ise caizdir. Eğer sık sık geçiliyorsa bakılır: Şayet mescid yapılmazdan önce orada yol bulunuyorduysa, sonradan yapılan mescid'den geçmek mekrun değildir. Aksi takdirde mekruhtur. Geçen kişi Tahiyyetü'l-Mescid namazını kılmakla muhatab değildir
Derece: Daif