Sunen-i Ibn Mace, 689 numaralı hadis
The Book of the Prayer
“... Abbâs bin Abdilmuttalib (radıyallahü anh)’den rivâyet edildiğine göre; Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu demiştir: ümmetim, yıldızların iştibakine (çoğalıp birbirine karışıncaya) kadar akşam namazını geciktirmedikçe fıtrat üzerinde olacaktır
Derece: Sahih
Sunen-i Ibn Mace, 690 numaralı hadis
The Book of the Prayer
Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur : «Ümmetime güçlük yüklemek korkusu olmasaydı, yatsı namazını geciktirmeyi emredecektim.»
Derece: Sahih
Sunen-i Ibn Mace, 691 numaralı hadis
The Book of the Prayer
Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: «Ümmetime meşakkat yüklemek endişesi olmasaydı, yatsı namazını gecenin üçte birine veya yarısına tehir edecektim.» AÇIKLAMA : Alimler, bu sürenin yatsı namazının ihtiyar vakti olduğunu ve tan yeri ağarıncaya kadar, yatsı vaktinin devam ettiğini bildirmişlerdir. Şafak'ın batmasıyla yatsı vaktinin girdiği hükme bağlanmıştır. Söz konusu şafakın kırmızı şafak mı, beyaz şafak mı olduğu hususunda ihtilaf vardır. Tirmizi nin şerhi Tuhfetu'l-Ahvezi ''Namaz vakitleri babı'' nda şöyle der: ''Hadiste geçen şafak'tan maksad, en meşhur kavle göre kırmızı şafaktır. El-Kari böyle demiştir. Nevevi de Müslim'in şerhinde: 'Şafak ile kırmızı olam kasdedilmiştir. Şafii'nin ve fıkıhçıların cumhuru ile lügat ehlinin çoğunun görüşü budur. Ebu Hanife, El-Müzeni ve fıkıhçılar ile lügat ehlinden birer cemaat: Maksad beyaz şafaktır, demişlerdir. Seçkin ve kuvvetli olam birincisidir.' demiştir. Ebu Hanife'nin arkadaşları Ebu Yusuf ile Muhammed de: Şafak kırmızılıktır, demişlerdir. Ebu Hanife'den de böyle bir rivayet vardır. Hatta En-Nehr sahibi: İmam-ı A'zam buna rücu' etmiştir, der. Ed-Durr yazarı da: Ebu Yusuf ile Muhammed şafak kırmıızlıktır, demişler; İmam-ı A'zam da buna rücu' etmiştir. Nitekim EI-Mecma' ve başka kitapların şerhlerinde bu durum belirtilmiştir. Onun için: Hanefi mezhebinin görüşü budur, demiştir. Sadrü'ş-Şeria da:. 'Bununla fetva verilir. Şüphesiz kuvvetli ve muhtar mezheb, kırmızılığın şafak olduğudur. İbn-i Ömer (r.a.)'in peygamber (s.a.v.)'den rivayet ettiği: ''Şafak kırmızılıktır.'' hadisi buna delalet eder. Darekutni, bunu rivayet etmiş, . İbn-i Huzeyme de sahih olduğunu bildirmiş, başkası ise hadisi İbn-i Ömer (r.a.)'den mevkuf olarak rivayet etmiştir. Muhammed bin İsmail EI-Emir de Subulu's-Selam'da: Şafak'ın mahiyeti lugat meselesidir. Bu husustaki merci, lugat ehlidir. İbn-i Ömer (r.a.), lugat ehlinden ve arapların beynidir" Bu nedenle hadis, ona mevkuf da olsa onun sözü hüccettir, demiştir. der.'' Ebu Hureyre'nin ikinci hadisini Ahmed ve Tirmizi de rivayet etmişlerdir. Onun her iki hadisi de yatsı namazını tehir etmenin daha sevab olduğuna delalet eder. Alimler,- yatsı namazının tehir edilmesinin mi yoksa ilk vaktinde kılınmasının mı daha sevab olduğu hususunda iki görüş beyan etmişlerdir. Her iki görüş de Selefe ait meşhur iki yoldur. Alimlerden bir cemaat tehire ait hadislere dayanarak geciktirmenin daha sevab olduğunu söylemiştir. Diğer grup: Yatsı namazını erken kılmak daha efdaldir, demiştir. Delilleri de şudur : Resulullah (s.a.v.) umumiyetle erken kılardı. Bazen bir özür veya meşguliyeti dolayısıyla yahut da caizliği beyan için geç kılardı. Eğer tehiri daha faziletli olsa idi meşakkat olsun olmasın buna devam edecekti. İkinci görüş şöyle reddedilmiştir. Eğer bu hususta Peygamber (s.a.v.)'in yalnız fiili durumu olsaydı beyan ettikleri gerekçe tam sayılırdı. Halbuki bu hususta kavli hadisler de vardır. İbn-i Mace ve Tirmizi'nin Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet ettikleri mezkur hadisler gibi. Ebu Hureyre (r.a.)'in hadisi yatsı namazını tehir etmenin daha efdal olduğuna ve meşakkat dolayısıyla Peygamber (s.a.v.)'in devamlı olarak tehir etmediğine delildir. Peygamber (s.a.v.)'in fiili, bu kavli hadislerine muarız değildir. İlk vaktin fazileti hakkırida varid olan hadisler bu husustaki hadislerle tahsis edilmişlerdir. Yani yatsı namazı müstesna kılınmıştır. Buhari, Müslim, Nesai ve Ebu Davud'un Cabir (r.a.)'den rivayet ettikleri bir hadise göre Peygamber (s.a.v.) yatsı namazını cemaat çok olunca erken kıldırırdı. Az olunca geciktirirdi. Ebu Davud, bu hadisi ''Peygamber (s.a.v.)'in namaz vakitleri'' başlıklı babta rivayet etmiştir. Hadis uzundur. Yatsı namazı ile ilgili fıkrayı yukarıda naklettik. \ EI-Menhel yazarı, Cabir'in hadisi ile ilgili olarak İbn-i Dakiki'l-İyd'in şöyle dediğini nakletmiştir: 'Yatsı namazı hususunda fıkıhçılar ihtilaf etmişlerdir. Fıkıhçıların bir kısmı: Yatsı namazını erken kılmak daha efdaldir; demişlerdir. Şafii'nin mezhebinin zahiri budur. Bir grup fıkıhçı: Tehir'i efdaldır, demiştir. Başka grup fıkıhçı: Cemaat toplanmış ise erken kılmak efdaldir, cemaat geç toplanırsa geciktirmek efdaldır, demiştir. Malikiler'den, rivayet' olunan bir kavil böyledir. Onların mesnedi bu hadistir. Diğer bir kısım fıkıhçılar: Durum, mevsimlere göre değişir. Kışın ve Ramazan ayında tehir edilmeli, sair zamanlarda erken kılınmalıdır. Kışın tehir edilmesinin daha sevab oluşunun hikmeti, gecelerin uzunluğu ve yatsı namazından sonra konuşmanın mekruhluğudur. Tirmizi, Ebu Hureyre (r.a.)'nin ikinci hadisini rivayet ettikten sonra, bunun hasen-sahih olduğunu söylemiş ve: Ashab ile tabiilerin alimlerinin ekserisi yatsı namazını tehir etmenin daha sevab olduğu görüşündedirler. Ahmed ve İshak da bununla hükmetmişlerdir, demiştir. Tirmizi'nin şerhi Tuhfetu'l-Ahvezi de hadisin ''Gecenin üçte birisine veya yarısına ... '' tabiri ile ilgili olarak şöyle denmiştir: ''Bu tabir, ravinin tereddüdünden ileri gelebilir. Bazıları: Yazın gecenin üçte birisine, kışın da gecenin yarısına tehir edilmesi muraddır, demişlerdir. El-Hafız: Ebu Hureyre (r.a.)'in hadisine göre yatsı namazını tehir edebilen ve fazla uykusu olmayanlar için tehir daha efdaldir. Nevevi de Müslim'in şerhinde bu görüşü benimsemiştir. Şafii olan ve olmayan hadis ehlinin çoğu bu kavli seçmişlerdir. İbnü'l-Münzir, El-Leys'ten ve İshak'tan naklettiğine göre bu iki alim de yatsı namazının gecenin üçte birisine kadar tehirini müstahab görmüşlerdir. Tahavi de, gece yarısına bırakılmasının müstahab olduğunu söylemiştir. Malik, Ahmed ve sahabilerin ekserisi ile tabiilerin çoğu bununla hükmetmişlerdir. Şafii'nin cedid (son) kavli budur; Kadim (eski) kavline göre erken kılmak daha efdaldır .. kadim kavlinin tercih edildiği yerlerden birisi de burasıdır. Delil bakımından tercihe şayan kavil yatsının tehir edilmesidir. Cemaat ve ortam bakımından bazen tehir etmek, bazen de erken kılmak efdaldır. Ebu Hureyre (r.a.)'in hadisinde geçen: '' ... emredecektim.'' ifadesi ile, uygulaması mecburi olan vucub emri kasdedilmiştir. Yani: ''Ümmetime güçlük yükleme endişesi olmasaydı, yatsı namazını tehir etmeyi onlara vacib kılardım.'' denmek istenmiştir. Şu halde tehir etmek vacib değildir. Bunun vacib olmayışı tehirin müstahablığına engel teşkil etmez
Derece: Sahih
Sunen-i Ibn Mace, 692 numaralı hadis
The Book of the Prayer
Humeyd (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir : Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), yüzük kullandımı, diye Enes bin Malik (r.a.)'e sorulmuş; Enes (r.a.)'de: — Evet. (Yüzük kullanmıştır.) Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir gece yatsı namazını gece yarısının yakınına kadar tehir etti. Sonra namaz kıldırınca mübarek yüzünü bize çevirdi ve : «Şüphesiz halk namaz kılmış ve uyumuştur. Sizler şüphesiz namazı beklediğiniz sürece, namaz içindesiniz.» buyurdu. Enes (r.a.): Onun (gümüş) yüzüğünün parıltısı hala gözümün önündedir, demiştir." Diğer tahric: Buhari ve Müslim AÇIKLAMA : Müslim'in rivayetinde Nebi s.a.v.'in yüzüğünün gümüş olduğu ve Enes (r.a.)'in: . ''Yüzüğünün parıltısı hala gözümün önündedir.'' dediğinde sol elinin parmağını kaldırdığı belirtilmiştir. Bu işaret, yüzüğün Nebi (s.a.v.)'in büyük parmağında olduğunu göstermektedir. Hadis, Nebi (s.a.v.)'in yatsı namazını gece yarısına doğru geciktirdiğine ve cemaatla namaz kılmak için beklenen sürenin tamamının namazIa geçirilmiş gibi sevab olduğuna delalet eder. Ayrıca gümüş yüzük takınmanın caiz olduğuna delalet eder. Bu hususta ümmetin icmaı vardır. Hatta gümüş yüzüğün kullanılmasının erkekler için sünnet olduğuna delil olduğu da söylenebilir
Derece: Sahih
Sunen-i Ibn Mace, 693 numaralı hadis
The Book of the Prayer
Ebu Said(-i Hudri) (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir : Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bize akşam namazını kıldırdı. Sonra (eve giderek) gecenin yarısı geçinceye kadar çıkmadı. Bundan sonra çıkarak cemaata namaz kıldırdı ve namazdan sonra: «Şüphesiz halk (yatsı) namazını kılmış ve uyumuştur. Sizler namazı intizar ettiğiniz müddetçe hep namazdasınız (demektir.) Eğer (insanlardan) zayıf ve hasta olmasaydı bu namazı (yatsıyı) gece yarısına tehir etmeyi aralayacaktım., buyurdu." Diğer tahric: Ahmed. Nesai, Ebu Davud, Beyhaki ve İbn-i Huzeyme
Derece: Sahih
Sunen-i Ibn Mace, 694 numaralı hadis
The Book of the Prayer
Büreyde (bin el-Husaym) el-Eslemi (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir ; Biz, bir savaşta Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in beraberinde bulunuyorduk. Buyurdular ki: «Bulutlu günde namazı erken kılınız. Çünkü ikindi namazını kaçıran kimsenin ameli batıl olur.»" Diğer tahric: Buhari ve Nesai AÇIKLAMA : Buhari'nin rivayetinde hadis şöyledir: 'Ebu'l-Melih (Amir bin Usame el-Huzeli) (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Biz, bulutlu bir günde Büreyde (r.a.) ile beraber bir savaşta bulunuyorduk. Büreyde (r.a.) bize: İkindi namazına acele ediniz. Çünkü Nebi (s.a.v.) : "ikindi namazını (kasden) terkeden kişinin ameli'nin sevabı) şüphesiz batıl olmuş olur.'' buyurdu.' Buhari'deki rivayete göre hadisin "Bulutlu günde namazı erken kılınız'' parçası Büreyde (r.a.)'in sözüdür. Erken kılınması istenen namaz da ikindi namazıdır. Sünenimizdeki rivayete göre bu parça da Nebi (s.a.v.)'in buyruğudur. Buradaki rivayette erken kılınması emrolunan namazın hangi namaz olduğu sarahaten bildirilmemiştir. Fakat, gerek ikinci parça ve gerekse Buhari'nin rivayeti, bununla ikindi namazının kasdedildiğine delalet eder. Mamafih havanın kapalı olduğu günlerde her namaz vaktinin girdiği kesinlikle bilindikten sonra erken kılınması matlubtur. Çünkü geciktirildiği takdirde, ihtiyar vaktinden çıkarılması veya cevaz vaktinden çıkarılarak kaçırılmasından korkulur. Sindi bu hadisin açıklaması bahsinde şöyle der: "Namazı erken kılın ... '' parçasının manası şudur: Bulutlu günlerde namaza acele ediniz. Çünkü havanın kapalı olduğu günlerde namazı geciktirmek, tamamen kazaya bırakmaya veya müstahab vakitten çıkarmaya sebebiyet verebilir. Namazı kaçırmak, bilhassa ikindiyi kaçırmak büyük bir musibettir. ''İkindi namazını kaçıranın ameli batııdır.'' parçası hakkında şöyle denmiştir: 'Bundan maksad, hakikatan kişinin amelinin bozulması ve sevabının yok olması değil günahın azametini bildirmektir' Bu yorum, küfürden başka hiç bir günahla amelin sevabı gitmez, hükmüne göredir. Lakin; ''Ey Mu'minler! Seslerinizi Nebi'in sesinden yüksek çıkarmayın ve bir diğerinize bağırır gibi Ona bağırmayınız. Haberiniz olmadan amelleriniz boşa çıkıverir, (Hucurat: 2)'' ayetinin zahirine göre amellerin sevabı, küfürden başka bazı günahlarla gidebilir. İkindi namazını kasden terketmek, amelin gitmesine sebep olan günahlar çeşidinden olabilir
Derece: Daif
Sunen-i Ibn Mace, 695 numaralı hadis
The Book of the Prayer
Enes bin Malik (r.a.)'den rivayet edildiğine göre: Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e namaz'dan gafil kalarak unutan veya uyuyakalıp namazı kaçıran adam'ın durumu sorulmuş. O da : «Namazı hatırladığı zaman kılar.» buyurmuştur." AÇIKLAMA 696’da
Derece: Sahih
Sunen-i Ibn Mace, 696 numaralı hadis
The Book of the Prayer
Enes bin Malik (r.a.)'den rivayet edildiğine göre: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir» «Kim bir namazı (kılmayı) unutursa, onu hatırladığında kılsın.» Diğer tahric: Buhari, Müslim, Nesai, Ebu Davud, Tirmizi ve Tahavi. AÇIKLAMA : Tirmizi hadis'in hsen-sahih olduğunu söylemiştir. Buhari ve Ebu Da'vud'un rivayetlerindeki hadisin sonunda: " ... Ondan başka keffareti yoktur.'' parçası da mevcuttur. parçanın manası: 'Unutulan namazın hatırlandığı zaman kaza edilmesinden başka bir keffareti yoktur: demektir. Şu halde bazıları: Unutulan namaz kaza edilmekle beraber, ertesi gün o namazın vakti girdiğinde tekrar kaza edilir, demişler ise de bunun tutarsız olduğu anlaşılıyor. Hattabi: 'parça'dan maksad şudur: Unutulan namazın, kaza edilmesinden başka, sadaka veya benzeri bir keffaretin ödenmesi gerekmez. Halbuki özürsüz olarak Ramazan orucunu tutmayana keffaret gerekir. Hac veya umre için ihrama girmiş olan kişi menasikten bir şeyi terkettiği zaman, bazen keffaret ödemesi gerekir. Namaz bunlar gibi değildir. Kişi başkası yerine hac yapabilir ve onun yerine borçlarını ödeyebilir. Hadis, kimsenin başkası yerine namaz kılamayacağına delildir. Keza oruç ve başka ibadetlerin boşluğu bazen malı tasadduk etmek ile tamir edilebilir. Namaz böyle bir şeyle tamir edilemez.' demiştir
Derece: Sahih
Sunen-i Ibn Mace, 697 numaralı hadis
The Book of the Prayer
Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Hayber savaşından döndüğü zaman gece boyunca yolculuk etmiş, nihayet uykusu gelince gece yarısına doğru konaklamış ve Bilal (r.a.)'a: «Bizim için bu geceyi sen koru.» buyurmuştur. Bunun üzerine Bilal (r.a.) kendisi için Allah tarafından takdir edildiği kadar namaz kılmakla meşgul olmuş, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ve ashabı da uyumuşlardı. Fecir yaklaşınca Bilal (r.a.), yüzünü fecre döndürerek bineği olan deveye yaslanmış sonra bineğe yaslanmış halde uykuya dalmış ve Güneş harareti onlara vuruncaya kadar, ne Bilal (r.a.) ne de hiç kimse uyanmamış. Onların ilk uyananı Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) olmuştur. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) uykudan sıçrayarak: «Ey Bilal!» diye seslenmiş, Bilal (r.a.) de : Babam annem sana feda olsun Ya Resulallah! Senin nefsini kudretinde tutan (Allah) benim nefsimi de tutmuş, dedi. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Bineklerinizi (n yularlarından tutup arkanızdan) çekiniz,» buyurmuş, Sahabiler bineklerini çekerek biraz gitmişler sonra Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) abdest almış ve Bilal (r.a.)'a emretmiş, Bilal (r.a.) namaz için ikamet etmiş. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onlara sabah namazını kıldırmıştir. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) namazı kaza ettikten sonra: «Kim bir namazı unutursa onu hatırladığı zaman kılsın. Çünkü Allah Azze ve Celle; «...Beni anmak için namaz kıl» [Ta Ha 14] buyurmuştur." Bu savaş hicretin 8. yılı Muharrem ayında vuku bulmuştur. Ravi Yunus) demiştir ki: ibn-i Şihab. ayeti للذكرى olarak okumuştur. Diğer tahric: Müslim, Ebu Davud ve Beyhaki AÇIKLAMA : Hadiste geçen ''Keril'' kelimesi, uyuklamak demektir. Bazıları: Uykudur, demişlerdir. Bir de: Adamın uyku ile uyanıklık arası haline denir, diyenler vardır. Ta'ris: Yolcunun gecenin sonunda istirahat ve uyumak için konaklamasıdır. Cumhur böyle demiştir. Ebu Zeyd'e göre gece veya gündüzün her hangi bir vaktindeki konaklamaya ta'ris denir. Buhari'deki rivayete göre sahabiler konaklama arzusunu Nebi (s.a.v.)'e iletmişler, Nebi (s.a.v.) : ''Uykuda kalıp (sabah namazını) kaçırmanızdan korkarım.'' buyurmuş, Bilal (r.a.): Ben sizleri uyandırırım, demiştir. Nebi (s.a.v.), onlar için önce ihtiyatlı olanı tutmuş, sonra muhtaç olduklarını görünce konaklamalarına izin vermiştir. Nebi (s.a.v.); Bilal (r.a.)'a: ''Bizim için geceyi sen koru.'' emriyle, sabah namazını kaçırmamak için nöbet tutmasını istemiştir. Nebi (s.a.v.)'in uyanırken sıçraması, namazının kaçırılmasından dolayıdır. El-Asili: Müşriklerin müslümanları izlemeleri endişesi ile sıçradığını söylemişse de bu söz tutarsızdır. Çünkü siyer ehlinden hiç kimse böyle bir şey söylememiştir. Nebi (s.a.v.), tam bir zafer ik Hayber savaşından dönmüştü. Hiç bir düşmanın onları izlemesi söz konusu değildi. Nebi (s.a.v.)'in: ''Ya Bilal!'' diye seslenişi şu maksadladır: Yani niçin uyudun da sabah namazının vakti çıktı? İbn-i İshak'ın rivayetinde: ''Bize ne yaptın Ya Bilal?'' buyurmuştur. Buna benzer başka rivayetler de vardır. Bundan maksad Bilal (r.a.)'ın bir daha nefsine güvenmemesi ve benzer iddialardan kaçınmasıdır. Çünkü Buhari'nin rivayetinde geçtiği gibi Bilal (r.a.): Ben sizi uyandırırım, demişti. Sahabiler, Nebi (s.a.v.)'in emriyle binek hayvanlannın yularlarından çekerek az bir zaman yürüdükten sonra durup abdest almışlardır. Kaza namazı için ezan ve kamet edilir mi? Hadisin: ''Bilal (r.a.), sabah namazı için kamet etti.'' parçası, kaza namazı için kamet edilmesinin meşruluğuna delalet eder. Ezandan bahsedilmediğine göre ezan okunmaz. Malik , cedid (yeni-son) kavline göre Şafii ve Evzai böyle demişlerdir. Bundan başka delilleri. Ebu Said-i Hudri (r.a.)'un Hendek günü kaçırılan öğle, ikindi ve akşam namazı kaza edilirken yalnız kamet edildiğine dair hadisidir. Ebu Hanife. Ahmed ve Ebu Sevr'e göre hem ezan okunur, hem kamet edilir. Şafii'nin kadim (ilk) kavli de budur. Ve Şafii'nin arkadaşları bu kavliyle amel etmişlerdir. Bunların delili de bu olayın anlatıldığı Buhari ve Müslim'in rivayetleridir. Çünkü orada: ''Bilal (r.a.) namaz için ezan okudu. Sonra Resulullah (s.a.v.) iki rek'at namaz kıldı. Bundan sonra sabah namazını kıldırdı...'' buyurulmuştur. Süfyan-i Sevri'ye göre kaza namazı için ne ezan okunur ne de kamet edilir. Fakat onun sözü mevcut hadislerle reddedilmiştir. Birkaç namaz bir arada kaza edildiği zaman, Şafii alimleri ve Hanefiler'den Muhammed'e göre yalnız ilk namaz için hem ezan okunur, hem kamet edilir. Ondan sonraki namazlar için yalnız kamet edilir. Ebu Hanife'ye göre ezan da okunabilir. Hadiste anlatılan gün sabah namazı kaza edildikten sonra Nebi (s.a.v.) : ''Kim bir namazı unutursa.:.yani: Veya uykuda kalırsa, demektir, Nitekim 695 nolu Enes (r.a.)'in hadisinde; yine Enes (r.a.)'in Müslim'deki rivayetinde, 698 nolu Ebu Katade hadisinde ve Tirmizi'nin Ebu Katade'den olan rivayetinde: " ... veya uykuda kalırsa ... '' cümlesi mevcuttur. Ravi burada unutma halini zikretmekle yetinmiş, uyku halini zikretmemiştir. Çünkü taksiratın ve şuurun olmayışı bakımından uyku da unutmak gibidir, UYUYA KALAN VEYA UNUTANIN KAÇIRDIĞI NAMAZI DERHAL KAZA ETMESİ GEREKİR Mİ ? Hadisin: ''Namazı hatırhıdığı zaman kılsın.'' parçası derhal kılınmasının vacibliğine delalet eder. Ebu Hanife, Ebu Yusuf, El-Müzeni ve El-Kerhi böyle demişlerdir. Delilleri bu hadis ve bundan sonra gelen Ebu. Katade hadisi ile daha önce geçen Enes'in hadisleridir. Şafii ve Malik'e göre daha sonra kaza edebilir. Onların delili de bu ve benzeri hadislerdir. Zira hadiste anlatılan gün güneş doğduktan sonra uyanınca Nebi (s.a.v.), sahabilerin o yerden hareket etmelerini emretmiştir. Eğer. derhal kaza edilmesi vacib olsaydı aynı yerde kaza etmeleri emredilecekti. Diğer taraftan mezkur parçada: ''..... hatırladığı zaman kılsın'' buyuruluyor. Hatırlama zamanı geniştir. Hatırladıktan sonra bir müddet ara verilip kılınırsa yine hatırlandığı zaman kılınmış olur.Hatırlandığı ilk anda kılmak müstahabtır. Verilen emir istihbab içindir. KASDEN NAMAZI TERKEDEN'İN KAZA ETMESİ VACİB Mİ ? Kasden namazı terkedenin kaza etmesinin vacibliği hadisten anlaşılıyor. Cumhurun görüşü budur. Cumhura göre bu hadislerde namaz'ın kaza edilmesi, unutmak ve uykuda kalmakla kaydedilmiş ise de, bu kayıtlamadan maksad, bilerek kazaya bırakanın. kaza etmemesi değildir. Anılan özre binaen namazı kazaya bırakan .kişi kaza etmekle mükellef olunca, özürsüz olarak namazı kaçıran kimse kaza etmekle yükümlü tutulmaz mı? Bu hüküm Kur'an-ı Kerim'in ''Baba ve anneye öf deme'' emrine benzer. Baba ve anneye öf demek yasaklanınca bu sözden daha ağır olan sövmek ve dövmek gibi davranışlar haydi haydi yasak kılınmış oluyor. Bilerek namazı kaçıranın, unutarak veya uykuda kalarak kaçırandan farkı şudur ki : Bilerek kaçıran kişi kaza etmekle mükellef olmakla beraber, bununla günahtan kurtulamaz. Bununla beraber kaza etmesi, faydadan hali değildir. Hadisin sonundaki ayete gelince; Bu ayetin sonundaki kelime meşhur kıraate göre للذكرى dir . Bu kıraatın zahirine göre ayet hadis konusu münasip görülmüyor. Çünkü zahirine göre ayetin manası şudur: "Beni anmak için namaz kıl.." Bu yoruma benziyen bir kaç yorum şekli rivayet olunmuştur. Bunlardan bir kısmı şunlardır: 1- "Namaz kıl ki ben seni överek anayım." 2- ''Zikir (namaz) vakitlerinde namaz kıl.." 3- "Ben, anlatıp emrettiğim için namaz kıl.." 4- ''İhlaslı olarak beni anmak için namaz kıl." Sindi: Ayetin hadisle uygunluğunu sağlamak için bazı alimler ayeti şöyle yorumlamışlardır: ''Ben (im namazım)i hatırladığın vakit namaz kıl." veyahut "Beni hatırladığın (yani namazımı hatırladığın) vakit namaz kıl." . Her iki taktirde "Zikr" kelimesinin başında cer harfi olan "lam" tevkİt içindir. Yani vakit ifade eder. Birinci yorum şekline göre zikir kelimesi ile mütekellim zamiri arasında salat kelimesi mahfuzdur. İkinci yorum şekline göre zikirden maksad namazdır. İbn-i Şihab'ın kıraatına göre ayetin hadisle münasebeti açıktır. Çünkü; ذكرى kelimesi hatırlamak demektir. Başındaki cer harfi tevkit içindır. Ayetin tefsiri şudur: ''Hatırladığın zaman namaz kıl... HADİSİN FIKIH YÖNÜ : 1- İhtiyaç halinde istirahat etmek ve uyumak meşrudur. 2- Önemli işler için nöbet tutturulmalıdır. 3- Nebilik görevine noksanlık getirmeyen beşeri arızaların Nebi (s.a.v.)'de görülmesi mümkündür. 4- Mazeret dolayısıyla va'dini yerine getirmeyenin mazeretini kabul etmek meşrudur. 5- Şeytan yatağı olduğu sanılan yerden başka yere geçmek meşrudur. 6-Kaçırılan namaz kaza edilmelidir. 7- Kaza namazı için kamet edilmelidir. 8- Kaza namazının cemaatle kılınması meşrudur. 9- Alimler. dini hükÜmleri başkalarına öğretmelidirler. 10- Unutulan namaz hatırlandığı zaman kaza edilmeli, keza uykuda kalınarak kazaya kalan namazı uyandıktan sonra kılınmalıdır
Derece: Sahih
Sunen-i Ibn Mace, 698 numaralı hadis
The Book of the Prayer
Ebu Katade (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Sahabiler, uyumak hususundaki kusurlarını anlattılar. Onlardan birisi de: Güneş doğuncaya kadar uyudular, dedi. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Uyumak halinde kusur yoktur. Kusur, ancak uyanıklık halindedir. Bunun için biriniz bir namazı, unutarak veya uyuya kalarak kılmadığı zaman onu hatırlayınca kılsın ve ertesi gün vaktinde (kılsın.)» buyurdu. (Ebu Katade'nin ravisi Abdullah bin Rebah demiştirki: Ben bu hadisi anlatırken İmran bin El-Husayn beni dinledi. Sonra bana: Ey genç! nasıl hadis rivayet ettiğine dikkat et. Çünkü ben aynı hadisin görgü şahidiyim. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile beraberdim, dedi. Ravi demiştir ki: İmran, Abdullah bin Rebah'ın rivayet ettiği hadisten hiç bir şey reddetmedi." Diğer tahric: Uzun yada benzeri olarak: Müslim, Ebu Davud, Nesai, ve Tirmizi
Derece: Sahih
Sunen-i Ibn Mace, 699 numaralı hadis
The Book of the Prayer
Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir: «Güneş batmadan önce ikindi namazından bir rek'at'e yetişen kimse, namaza yetişmiş olur ve güneş doğmadan önce bir rek'at'e yetişen kimse, namaza yetişmiş olur.» Tahric: Kütüb-i Sitte sahiplerinin hepsi bu hadisi rivayet etmişlerdir. AÇIKLAMA : Tirmizi hadisin hasen - sahih olduğunu söyleyerek, Şafii. Ahmed ve İshak'ın bununla hükmettiklerini ve bunlara göre hadisin manasının özür sahibinin mezkur namazlardan birer rek'ate yetişmesi halinde namaza gitmiş sayılacağını söylemiş, özür için de şu örneği vermiştir: Mesela adam uykuda kalır veya namazı unutur da Güneş doğacağı veya batacağı zaman uyanırsa özür sahibi sayılır. Tuhfetu'l-Ahvezi yazarı El- Hafız, İbn-i Hacer Askalani'den naklen beyan ettiğine göre meşru mazereti olmayan kimsenin bir rek'atlik vakit kalıncaya kadar namazı geciktirmesinin haram olduğuna alimler ittifak etmişlerdir. Ebu Davud bu hadisi ''Orta namaz,. babında rivayet etmiş, EI-Menhel yazarı da aşağıdaki ma'lumatı vermiştir: ''Cumhura göre hadisin manası şudur: Adam, vaktin sonunda ikindi namazından veya sabah namazından bir rek'at kıldıktan sonra kıldığı namazın vakti çıkarsa o namazın tamamını vaktinde eda etmiş sayılır. Bu hususta mazereti olan ve olmayan arasında, namazın sıhhati bakımından bir fark yoktur. (Özürsüz olarak namazı bu kadar geciktirmek günahtır,) Ebu Hanife Cumhura muhalefet ederek: Böyle kılınan sabah namazı batıldır, demiştir. Bazıları: Böyle kılınan namazın tamamı kaza olarak kılınmış sayılır, demişler; Bir kısım alimler de: Vakit çıkmadan kılınan rek'at' eda, vakit çıktıktan sonra kılınan bir veya daha fazla rek'at kaza olarak kılınmış sayılır, demişlerdir. Nevevi, Müslim'in şerhinde: 'Mezkur ihtilafın etkisi, yolcunun, seferi olarak kıldığı namazda görülebilir. Şöyle ki: Yolcu bir rek'at kıldıktan sonra namaz vakti çıktığında eğer namazın tamamını eda olarak sayarsak kasır yapabilir. (Dört rek'atIik farzı iki rek'at olarak kılabilir.) Eğer böyle kılınan namazın hepsi veya bir kısmı kaza sayılır, desek kasır yapamaz, namazı tam olarak kılması gerekir. Tabi yolculuk halinde kazaya bırakılan namaz, seferde kaza edilince tam olarak kılınması vacibtir, desek durum anlattığımız gibidir. Şayet vaktin sonunda namaza duran kişi, henüz vakit çıkmadan bir rek'ate bile yetişmez de rek'atın bir parçasını kıldıktan sonra vakit çıkarsa, bazı arkadaşlarımız: Bunun hükmü bir rek'ate yetişenin hükmü gibidir, demişlerse de, Cumhlira göre namazın tamamı kaza olarak kılınmış sayılır,' demiştir. Ebu Hanife hadisi şöyle yorumlamıştır: Delilik, aybaşı adeti, lahusalık, bayılmak ve çocukluk gibi özürü olan kişi mazereti kalktığında sabah veya ikindi vaktinden bir rek'atlik süreye yetişirse bu namaz ona farzdır. Sabah namazı dahil, her hangi bir namazın bir rek'atini vakit çıkmadan kılan kişinin namazının sıhhatına ve namazının tamamının eda sayıldığına hükmeden cumhurun görüşünü te'yid eden delillerden birisi Beyhaki'nin Zeyd bin Eslem (r.a.)'den rivayet ettiği şu hadistir: "Sabah namazından bir rek'ate Güneş doğmadan, bir rek'ate de Güneş doğduktan sonra yetişen kimse namaza yetişmiş olur.'' Diğer bir delil de, yine Beyhaki'nin Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet ettiği şu hadistir: "Güneş batmadan önce bir rek'at, ve Güneş battıktan sonra kalan rek'atleri kılan kimse, ikindi namazını kaçırmamış olur.'' Cumhurun başka bir delili Buhari'nin Ebu Seleme tarikiyle Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet ettiği bu hadistir: Resulullah (SaIlaIlahu Aleyhi ve SeIlem) buyurdu ki: "Sizden birisi, Güneş batmadan önce ikindi namazından bir secdeye yetiştiği zaman namazını tamamlasın ve Güneş doğmadan sabah namazından bir secdeye yetiştiği zaman namazını tamamlasın.'' Hadisteki secde ile rek'atın tamamı kasdedilmiştir. Cumhurun bir başka deliIide Mesai'nin İbn-i Şihab yoluyla Salim'den rivayet ettiği şu mealdeki hadistir: ''Namazdan bir rek'ate yetişen kimse, namazın tamamına yetişmiş olur. Ancak vakit içinde yetiştiremediği rek'atlere devam ederek namazını tamamlar.'' El-Hafız, EI-Fetih'te: 'Mezkur deliller, Tahavi'nin Ebu Hureyre (r.a.)'in hadisindeki: ''bir rek'ate yetişme ... ''yi çocuğun erginlik çağına erişmesi, hayızlı kadının temizlenmesi, kafirin müslüman olması ve benzeri özürlerin kalkmasına tahsis etmesini reddeder. Tahavi, bu yorumla mezhebinin görüşüne yardımcı olmak istemiştir. Çünkü Hanefi mezhebine göre sabah namazından bir rek'ate yetişen ve henüz diğer rek'ati kılmadan Güneş doğan adamın namazı bozulur. Çünkü kerahet vaktinde tamamlanmış olur. Kerahet vaktinde nafile namaz kılınmayacağına ittifak var ise de farz namazın kılınıp kılınmayacağı hususunda meşhur ihtilaf vardır. Bu görüş, farz namazın da kılmamayacağı esası üzerinde kuruludur. Ebu Hanife, cumhura muhalefet ederek: Sabah namazını kılarken Güneş doğan adamın namazı batııdır, demiştir. Delili de Güneş doğarken namaz kılmanın yasak olduğuna ait hadislerdir. Bazı alimler, bu vakitte namaz kılmanın yasağına ait hadislerin, Ebu Hureyre (r.a.}'in hadisini neshettiğini iddia etmişlerse de bu iddia delile muhtaçtır. Çünkü, ihtimale dayanılarak nesih yoluna gidilemez. İki hadisin arasını bulmak mümkündür. Şöyleki: Bu vakitte namaz kılmanın yasaklığına ait hadisler, bir sebebe dayalı olmayan nafile namazları hakkındadır, diye yorumlanabilir. Kaza namazı ve bir sebebe dayalı nafile türünden sayılan tahiyyetül-mescid ve abdest alındıktan sonra kılınan abdest sünneti gibi namazların bu vakitte kılınması mekruh değildir.' EI-Menhel yazarı, El-Hafız'ın yukardaki sözlerini naklettikten sonra şöyle der: Hak budur ki: Nehiy hadisleri umumidir. Bütün namazları kapsar. Anılan vakitte hiç bir namazın kılınması caiz değildir. Sebebe dayalı olan sünnetler ile sebebe dayalı olmayan nafile namazlar arasında hiç bir fark yoktur. Ancak başka bir delil ile istisna edilen namazlar varsa bunlar için kerahet söz konusu olmaz. Sabah namazının bu vakitte kılınabileceği hakkında özel hadis vardır. O da bu babtaki hadistir. Hadisin mefhumuna göre, vakit içinde bir rek'atı tamamlayamayan ve kalan kısmı vakit dışında kılan kişi o namazı kaza etmiş olur. cumhurun görüşü de budur. Bazıları: O namaz eda olarak kılınmış sayılır, demişler ise de hadisin mefhumu bunu reddeder... VAKTİN BİTİMİNDE MAZERETİ KALKANıN HÜKMÜ : Bir namaz vaktinden bir rek'atlik süreden daha az bir zaman, kalmış iken mazereti kalkan kişiye o namaz farz mı, değil mİ? Bu hususta alimler arasında ihtilaf vardır: Malik'e ve Şafii'nin bir kavline göre farz değildir. Hadisin mefhumu bunu gerektirir. Ebu Hanife ve Şafii'nin en kuvvetli kavline göre farzdır. Çünkü mükellef, vaktin bir parçasına yetişmiştir. Hadiste ''Bir rek'at' kaydı, çoğu zamanki durumitibari iledir. Bu yorumun uzaklığı besbellidir. Özürlü adamların mazeretleri kalkarken henüz bir rek'atlık süre kalmış ise alimlerin ittifakı ile o namaz farzdır. Nevevi, Müslim'in şerhinde: Bir rek'at veya namaza giriş için gereken süreden başka, abdest almak süresi de şart mıdır? Arkadaşlarımızın iki görüşü vardır. En sıhhatlı kavle göre şart değildir, demiştir. Şu halde Şafii mezhebinin kuvvetli görüşüne göre şart değildir. Malikiler'e göre kafir için bu süre şart değildir. Çünkü daha erken Müslümanlığı kabul etmek onun elindedir. Fakat özür sahipleri için bu süre şarttır. Hanefiler'e göre özürlüye bir namazın farz olması için onun vaktinden abdest almak, avret yerini örtmek ve tahrim tekbirini almak için gereken bir sürenin kalması şarttır. El-Ayni: 'Bu hadis, ikindi namazından bir rek'at kıldıktan sonra vakit çıkarsa kişinin namazının bozulmayacağına ve namazına devam etmesinin gerekliliğine delalet eder. Bu husus icma ile sabittir. Sabah namazında ise Şafii, Malik ve Ahmed bin Hanbel'e göre hüküm aynıdır. Ebu Hanife'ye göre sabah namazı güneşin doğması ile bozulur. Şafiiler'e göre, hadis Ebu Hanife aleyhinde delildir, demiştir. BİR REK'ATE YETİŞMEK SABAH VE İKİNDİYE Mİ MAHSUSTUR? Vakit çıkmadan önce bir rek'ate yetişmek, sabah ve ikindi namazlarına mahsus değildir. Çünkü Buhari ve Müslim nezdinde sabit olan ve Ebu Hureyre (r.a.) tarafından merfu' olarak rivayet edilen hadiste Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem). şöyle buyurmuştur: "Namazdan bir rek'ate yetişen kişi, namaza yetişmiş olur.'' Bu hadis, 699 nolu hadisten daha umumidir. Bazı alimler: Sayısı yazılı hadis, ikindi ve sabah namazlarıyla kayıtlıdır. Buhari ve Müslim'in hadisi mutlaktır. Mutlak hadis, kayıtlı hadise yorumlamr, demişlerdir. Buna göre, mutlak olan hadisle sabah ve ikindi namazları kasdedilmiş olur. Lakin bu hadis, hükmün sabah ve ikindi namazına mahsus olduğuna, mefhumu itibariyle delalet eder. Halbuki Buhari ile Müslim'in hadisi, mantuk yani lafzın sarahati (açıklığı) itibariyle hükmün bütün namazlarda değişmediğine delalet eder. Hadis usulü ilminde belirtildiği gibi mantuk, mefhuma tercih edilerek hüküm çıkarılır. Bir de Buhari ve Müslim'in hadisinde diğer hadise zıt olmayan bir fazlalık vardır. Bu fazlalık geçerlidir. HADİSİN FIKIH YÖNÜ : 1- Vakit çıkmadan önce bir rek'atine yetişilen namazın tamamı eda sayılır. Nevevi: Namazı bu zamana kadar tehir etmenin caiz olmadığı hususunda alimler ittifak etmişlerdir, der. 2- Vaktin bitimine bir rek'atlık süre kaldığında özrü kalkan kişiye o namaz farzdır
Derece: Sahih
Sunen-i Ibn Mace, 700 numaralı hadis
The Book of the Prayer
Aişe (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu demiştir : «Güneş doğmadan önce sabah namazından bir rek'ate yetişen kişi, sabah namazına yetişmiş olur ve güneş batmadan önce ikindi namazından bir rek'ate yetişen kişi, ikindi namazına yetişmiş olur.» AÇIKLAMA : Müellifimiz, 699'un aynı olan bu ikinci senedin Yani Cemil bin El-Hasan, Abdü'I-AIa, Ma'mer, Zühri, Ebu Seleme ve Ebu Hureyre (r.anhum) aracılığıyla gelen bu hadis'in kendisine intikal ettiğini söylemiştir.'' Bu hadisi Ahmed, Müslim ve Nesai de rivayet etmişlerdir. Hadisin metni, Ebu Hureyre (r.a.)'in hadisinin mislidir. Taşıdığı' hükümler bakımından aralarında bir fark yoktur
Derece: Sahih
Sunen-i Ibn Mace, 701 numaralı hadis
The Book of the Prayer
Ebu Berze el-Eslemi (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir : Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), yatsı namazını tehir etmeyi müstahab görürdü. Yatsı namazından önce uyumaktan ve yatsı namazından sonra konuşmaktan kerahet ederdi." Zevaid de: ‘’Bu hadis’in isnadı sahih, ravileri sikadır’’ deniyor. Tahric: Bu hadisi Kütüb-i Sitte sahipleri kısa ve uzun metinler halinde rivayet etmişlerdir. AÇIKLAMA : Tirmizi, Nebi (s.a.v.)'in yatsı namazından önce uyumaktan ve namazdan sonra konuşmaktan kerahet ettiğine dair Ebu Berze (r.a.) hadisini naklettikten sonra bunun hasen - sahih olduğunu söylemiştir. Oradaki rivayette yatsı namazının tehirinden bahsedilmiyor. Tirmizi, bu arada: İlim ehlinin ekserisi, yatsı namazını kılmadan önce uyumayı mekruh görmüşlerdir. Bazı alimler buna ruhsat vermişlerdir. Abdullah bin El-Mübarek, hadislerin ekserisinin kerahete delalet ettiğini ve bazı alimlerin Ramazan ayına mahsus olmak üzere yatsıdan önce uyumaya ruhsat verdiklerini söylemiştir, der. Ebu Davud'un rivayetinde yatsı namazının geciktirilmesi ile ilgili parça şnyledir ; ''o; yatsı namazını gecenin üçte birine kadar geciktirmeye iltifat etmezdi." EI-Menhel yazarı, hadisin açıklamasıyla ilgili olarak şöyle der: ''Nevevi: Yatsı namazını kaçırmak endişesi olmadığı takdirde uykusu fazla gelen kişinin yatsıyı kılmadan uyuması mekruh değildir, demiştir. İbn-i Seyyidin-Nas, Tirmizi şerhinde: Yatsı namazından önce uyumayı mekruh gören alimler, durumu ciddi göstermişlerdir. Ömer, oğlu AbduIlah ve İbn-i Abbas (r.anhum), bu görüşteki alimlerdendirler. Malik de bu yoldan gitmiştir. Ali ve Ebu Musa (r.a.)'nın dahil olduğu bir grup alim, uyumayı caiz görmüşlerdir, Kufelilerin mezhebi de budur. Bazı alimler de: Uyuyan kişinin yanında, kendisini namaz için uyandıracak birisinin bulunması halinde uyumakta kerahet yoktur, demişlerdir. İbn-i Ömer (r.a.)'den bu görüş de rivayet edilmiştir. Tahavi de bu yola gitmiştir. İbnü'l-Arabi: Yatsı vakti çıkmadan önce uyanacağını alışkanlığıyla bilen kişi, veyahut onu uyandıran bir kimse bulunduğu takdirde yatsı namazını kılmadan uyuyabilir, demiştir. Uyumanın kerahetine hükmedenler, bu babtaki hadisi delil göstermişlerdir. Mekruh olmadığına hükmedenler ise Buhari ve başkasının rivayet ettikleri Aişe (r.anha)'nın şu mealdeki hadisini delil göstermişlerdir: ''Nebi (s.a.v.), yatsı namazını geciktirdi. Hatta Ömer (r.a.), O'na seslenerek kadınların ve çocukların uyuduğunu haber verdi. Nebi (s.a.v.) uyuyanlara itiraz etmedi." Diğer bir delil de, İbn-i Ömer (r.a.)'in şu mealdeki hadisidir: ''Nebi (s.a.v.), bir gece meşgul olduğundan yatsı namazını geciktirdi. Hatta biz mescidde uyuduk. sonra uyandık. Daha sonra uyuduk. Sonra uyandık. Nebi. (s.a.v.) çıkıp yanımıza geldi. Nebi (s.a.v.) uyuyanlara itiraz etmedi." İbn-i Seyyidin-Nas: Ben, Sahabrlerin mescidde namazı beklerken uyuklamalarını yatsı namazından önce nehyedilen uyku şeklinden görmüyorum. O, uyku değil, bir uyuklamadır, demiştir. (Haddim olmayarak şöyle de denilebilir kanaatindeyim: Yatsı namazını kılmadan uyuma yasaklığının sebebi yatsı namazını kaçırma endişesi ise, bu endişe, yatsı namazını cemaatle kılmak için camide toplanmış olan bir cemaat için pek söz konusu olmasa gerek.) Yatsı namazından sonra konuşmaya gelince; Nebi (s.a.v.), yatsı namazı kılındıktan sonra Dünya ile ilgili şeyleri konuşmaktan kerahet ederdi. Fakat yatsı vakti girip de henüz yatsı namazı kılınmamışken, bu tür konuşmadan kerahet etmezdi. Namaz kılındıktan sonra konuşma kerahetinin sebebi, günlük işin sonucunun ibadetle kapanma arzusudur. Çünkü uyku, ölümün kardeşidir. Yatsı namazından sonra konuşmanın kerahetine hükmeden alimler arasında bulunan Said bin El-Müseyyeb: Yatsı namazını kılmadan uyumak, yatsıyı kılıp, arkasında boş laf etmekten bence daha sevimlidir, demiştir. Ömer bin El- Hattab (r.a.) yatsı namazından sonra Dünya ile ilgili konuşmalara dalan halkı döverek: Gecenin ilki konuşmakla ve sonu uykuyla mı? derdi. Sebebi de yatsı namazından sonra konuşmak, uykusuz kalmaya sebebiyet verebilir.. Bu takdirde geç uyuyan kişinin, gece namazını veya sabah namazını kaçırma endişesi doğar. Diğer taraftan gece uykusuz kalmak, gündüz din ve dünya ile ilgili işleri de aksatır. Nevevi: Yatsı namazından sonra Siretü'l-Battal, Antere ve benzeri uydurma hikayeleri okumak haram konuşma türündendir. Ama hayırlı bir iş hakkında konuşmak veya bir mazeret dolayısıyla söz söylemek mekruh değildir, demiştir. El-Hafız da: Bu kerahet, mutlak bir işe ait olmayan konuşmalara mahsustur, demiştir. Yukarıda yapılan nakillerden anlaşılıyor ki, yatsıdan sonra mekruh olan konuşma, yararlı olmayan şeylerle ilgili konuşmadır. Ama ilmi çalışma, salihlerin hikayelerini anlatmak, kişinin çoluk çocuğu ile konuşması, misafirlerle gerekli şeyleri görüşmek ve müslümanların masIahatları hakkında konuşmak mekruh değildir. Çünkü Tirmizi'nin rivayet ettiğine göre, Ömer (r.a.) : Nebi (s.a.v.), müslümanların işleri hakkında Ebu Bekr (r.a.) ile geceleyin görüşürdü. Ben de, Onlarla beraber bulunurdum, demiştir
Derece: Sahih
Sunen-i Ibn Mace, 702 numaralı hadis
The Book of the Prayer
Aişe (r.anha)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yatsı namazını kılmadan önce uyumamış ve yatsı namazından sonra konusınamıştır.»
Derece: Sahih
Sunen-i Ibn Mace, 703 numaralı hadis
The Book of the Prayer
Abdullah İbn-i Mes'ud (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), yatsı namazından sonra konuşma yapmamızı kınamıştır. Yani bizi (konuşmaktan) men etmiştir." Not: Zevaidde: Bu isnadın ricalı sıkadırIar. İsnadın her hangi bir illetini bilemiyeceğim. Ancak ravi Ata' bin es-Saib, ihtilat’a düştükten (rivayetleri birbirine karıştırdıktan) sonra Muhammed bin Fudayl ondan rivayette bulunmuştur. (Burada Ata'nın ravisi Muhammed bin Fudayl'dır.) denilmiştir. AÇIKLAMA : Semer: Geceleyin konuşmaktır. Bazı raviler, bu kelimeyi "Semr" olarak rivayet etmişlerdir. Kelimenin asıl manası: 'Ay ışığı'dır. Araplar geceleyin ay ışığında konuşurlardı. Onun için bu konuşmaya ''Semer'' veya ''Semr'' denilmiştir. ''ecdebe'' fiili: 'Ayıpladı, kınadı, yerdi' ve başka manalara gelir. Burada ayıplamak ve kınamak manasında kullanılmıştır. Kütüb-i Sitte sahiplerinden yalnız müelIifin rivayet ettiği anlaşılan 702 ve 703 nolu hadisler Kütüb-i Sitte sahiplerinin rivayet ettikleri 701 nolu hadisin hükmünü te'yid eder mahiyettedirIer
Derece: Sahih
Sunen-i Ibn Mace, 704 numaralı hadis
The Book of the Prayer
(Abdullah) İbn-i Ömer (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir : Ben, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken dinledim : «Araplar (şu) namazınızın adında size galebe etmesinler. Çünkü O(nun adı) 'İşa'dır. Ve araplar, develer sebebiyle (o namazı) gece karanlığına tehir ederek ona Ateme ismini verirler.»" AÇIKLAMA : Ateme: Gece karanlığıdır. Araplar yatsı namazına Ateme diyorlardı. Bu hadisi Müslim'de Abdullah bin Ömer (r.a.)'den iki senedIe ve biraz lafız farkıyla rivayet etmiştir. Oradaki bir rivayet, mealen şöyledir: ''Araplar şu yatsı namazının ''İşa'' isminde size galebe çalmasınlar. Çünkü O(nun ismi) Allah'ın kitabında İşa'dır. Ve o namaz, develerin sağılması sebebiyle gece karanlığına tehir edilerek. ona ''Ateme ismi verilir.'' Hadisi bu lafızIa El- İsmaili Müstahrec'inde Ebu Mes'ud Razi'den, Ebu Ya'la ile Beyhaki de Abdurrahman bin Avf'tan rivayet etmişlerdir. Buhari, AbduIIah El-Müzeni (r.a.)'den rivayet ettiğine göre Nebi (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: ''Araplar akşam namazının Mağrib isminde size galib gelmesinler. Araplar. akşam namazına İşa derler.'' Arapların akşam namazına İşa ismini verdiklerine ait hadisin son cümlesinin ravi AbduIlah El-Müzeni'ye ait olması muhtemeldir. Müellif, Müslim ve yukarıda adları anılan zatların rivayet ettikleri hadisler ile Buhari'deki hadisten anlaşılıyor ki; Araplar akşam namazına ''İşa'' ve yatsı namazına ''Ateme'' diyorlarmış. Bir de Araplar akşam ile yatsı namazının ikisine ''lşaeyn = iki lşa'' derlermiş. Nevevi, Müslim'in şerhinde şöyle der: ''Hadisin manası şudur: 'Araplar, yatsı namazına Ateme ismini verirler. Çünkü araplar, develeri sağmakla meşgul olduklarından dolayı yatsı namazını şiddetli karanlığa tehir ederlerdi. Halbuki AIlah'ın kitabında; ''....ve yatsı namazından sonra ... ''[Nur 58] ayetinde ''İşa'' olarak geçer. Bu sebeple siz Ona İşa demelisiniz. '' Sahih hadislerde yatsı namazının ismi Ateme diye geçmiştir. Nebi (s.a.v.) yatsı namazına bir taraftan Ateme isminin verilmemesini emrediyor; diğer taraftan kendileri bu namaz hakkında ''Ateme'' ismini kullanıyor, diye bir istifham hatıra gelebilir. Buna iki şekilde cevap verilir: 1- Ateme isminin verilmesine ait yasaklama tenzihen kerahet içindir. Tahrim için değildir. Ateme isminin kullanılabileceğini beyan için Nebi (s.a.v.) kullanmıştır. 2- O günkü Araplar yatsı namazına İşa adının verildiğini bilmedikleri ve İşa denilince akşam namazını anladıklarından dolayı bir yanlışlığa meydan verilmemesi için Nebi s.a.v. yatsı namazı hakkında Ateme ismini kullanmıştır
Derece: Sahih
Sunen-i Ibn Mace, 705 numaralı hadis
The Book of the Prayer
Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre: Nebi (Sallallhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir: «Araplar (yatsı) namazının isminde size galip gelmesinler.» Ravi İbn-i Harmele (r.a.) şu fıkrayı da rivayet etmiştir: «... Çünkü şüphesiz O(nun adı İşa'dır. Araplar develerle meşguliyetleri) sebebiyle (yatsı namazını) gecenin şiddetli karanlığına geciktirdikleri için (ona) Ateme derler.»" Not: Zevaid'de. Ebu Hureyre (r.a.)'in bu hadisinin isnadının sahih olduğu bildirilmiştir. AÇIKLAMA : MüeIIif, Ebu Hureyre (r.a.)'in bu hadisi için iki sened zikretmiştir. Birinci seneddeki raviler aracılığıyla rivayet edilen hadiste İbn-i Harmele (r.a.)'in ilaveten rivayet ettiği parçanın bulunmadığı anlaşılıyor. İbn-i Harmele (r.a.)'in de bulunduğu ikinci sened ile yapılan rivayette hadisin iki parçası da mevcuttur. Kütüb-i Sitte sahiplerinden yalnız İbn-i Mace'nin rivayet ettiği anlaşılan bu hadiste de yatsı namazının adının işa olduğu, Arapların hadiste belirtilen nedenle ona Ateme ismini verdikleri bildiriliyor. İsim hususunda arapların galebe çalmamaları için yatsı namazına Ateme değil, işa denmesi emrediliyor
Derece: Hasan Sahih
Sunen-i Ibn Mace, 706 numaralı hadis
The Book of the Adhan and the Sunnah Regarding It
Abdullah bin Zeyd (bin Abd-i Rabbih) (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir : Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) namaza davet için borazanı arzulamış ve çan ittihazını emretmiş ve çan yapılmıştı. Sonra (mezkur) Abdullah bin Zeyd rüya görmüş ve rüyasını şöyle anlatmıştır : Ben rüyamda üzerinde iki yeşil elbise bulunan bir adam gördüm. Bir çan taşıyordu. Ona: — Ey Allah'ın kulu! Şu çanı satar (mı) sın? dedim. Adam: — Bununla ne yapacaksın? diye sordu. Ben: — Onunla namaza çağırırım, dedim. O: — Seni şu çandan daha hayırlı bir şeye delalet etmiyeyim mi? dedi. Ben : — Delalet edeceğin şey nedir? diye sordum. Adam: — Şunu söylersin, dedi Ravi demiştir ki: Abdullah bin Zeyd, bu rüyadan sonra sabahleyin çıkarak Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanına varmış ve gördüğü rüyayı ona anlatmak üzere: 'Ya Resulallah! Ben rüyamda üzerinde iki yeşil elbise bulunan bir adam gördüm. Bir çan taşıyordu.' demiş ve gördüğü rüyayı anlatmıştır. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sahabilere : «Sizin arkadaşınız bir rüya görmüştür.» buyurduktan sonra (rüya gören Abdullah'a) : «Bilal ile beraber mescide çık da gördüğün ezan kelimelerini ona öğret. Bilal da çağırsın. Çünkü Onun sesi, seninkinden daha gürdür.» buyurdu. Abdullah demiştir ki: Ben Bilal ile mescide çıkarak Ona ezan kelimelerini öğretmeye başladım. O da o kelimelerle çağırıyordu. Bunun üzerine Ömer bin El Hattab ezan sesini işitince çıka-geldi ve : — Ya Resulallah! Vallahi Abdullah'ın rüyada gördüğünün mislini ben de rüyamda görmüştüm* dedi.. Ravi Ebu Ubeyd demiştir ki: ( (Rüya sahibi) Abdullah bin Zeyd El-Ensari (r.a.)'in bu rüya hakkında aşağıdaki şiirleri söylediğini Ebu Bekir El-Hakemi bana haber vermiştir. Ezan için, celal ve ikram sahibi Allah'a çokça hamd ederim. Çünkü bana ezanı Allah'tan bir müjdeci getirdi. Benim yanımda o ne güzel müjdecidir. Ezan kelimelerini üç gece üst üste bana getirdi. Her gelişinde öğrendiğimi daha da pekiştirdi.» Tahric: Bu hadisi Ebu Davud, Ahmed, Darimi, Beyhaki, İbn-i Hibban ve İbn-i Huzeyme de rivayet etmişler, Tirmizi de rivayet ederek hasen - sahih olduğunu söylemiştir. Bazı rivayetlerde ezan kelimeleri tafsilatlı olarak geçmemiştir. AÇIKLAMA : Ebu Davud ve Tirmizi'nin rivayetinde Abdullah bin Zeyd (r.a.)'in şiirleri nakledilmemiştir. Ebu Davud'un rivayetinde ravi AbduIIah bin Zeyd (r.a.) şunu da demiştir: ''Rü'yamda bana ezanı tarif eden zat ezanı tamamladıktan sonra benden biraz geri çekildi ve sonra: Namaza ikamet etmek istediğin zaman: Allahu Ekber, Allahu Ekber Eşhedu en la ilahe illallah, Eşhedu en la ilahe illallah Eşhedu enne Muhammeden Resulullah, Eşhedu enne Muhammeden Resulullah, Hayya ale's-selah, Hayya ale's-selah, Hayya ale'l-felah, Hayya ale'l-felah, Ked kametu's-selah, Ked kametu's-selah, Allahu Ekber, Allahu Ekber, La ilahe İllallah. dersin demiştir.'' Hadisin baş kısmında Resulullah (s.a.v.)'in borazanı arzuladığı ve çan yapılmasını emrettiği bildirilmiştir. Bundan sonra gelen İbn-i Ömer (r.a.)'in hadisinde ve başka hadislerde Nebi (s.a.v.) 'e yahudilerin borazanı ve hıristiyanların çanı gibi bir şeyle namaza davet yapılması bazı sahabilerce teklif edilmiş ise de yahudilere ve hıristiyanlara benzememek için Nebi (s.a.v.)'in borazan ve çan'dan kerahat ettiği bildirilmiştir. Bu hadis ile sözü edilen hadisler arasında bir çelişki yoktur. Şöyle ki, borazan ve çan teklifi yapıldığı zaman Nebi (s.a.v.) bunu istememiştir. Bilahere halkın namaza çağırılması için sürdürülen istişareler neticesinde duyulan zaruret karşısında Nebi (s.a.v.)'in borazan kullanılmasına bir ara temayül etmiştir. Buradaki rivayet, zaruret dolayısıyla belirlenen temayülü yansıtmış olsa gerek. Bu parçada geçen; فنحت cümlesi iki şekilde manalandırılabilir 1- Tercemede görüldüğü gibi '' ....ve çan yapılmıştı." 2- " ... ve çan yapımına başlıyan kişi hakkında kınama yapılmıştı." Sindi, ikinci şekle göre mana vermiştir. Başkaca mana verene rastlamadım. Bence bu tür mana uygun değildir. ÇünK\.l Nebi (s.a.v.), çan yapımını emrettiğine göre bu emri yerine getirmek üzere çan yapımına başlayan zatın müslümanlarca kınanması düşünülemez. Zira bile bile onu kınamak, Nebi (s.a.v.)'in emrini tasvip etmemek demektir ki hiç bir sahabiden beklenemez. Ancak şöyle olabilir: Nebi (s.a.v.)'in emrini duymamış olan kimseler kınamada bulunmuş olabilirler. Lügat kitapIarına göre, mezkur cümle birinci şekilde manalandırılabilir. Çan yapılmış olsa bile ne çanla, ne de borazanla bir defa olsun namaz'a çağrı yapılmamıştır. Çünkü hemen o sırada Abdullah bin Zeyd (r.a.)'in rüya olayı vuku bulmuştur. Hadiste geçen ezan kelimelerinin manasına gelince; Allahu Ekber, Allahu Ekber: 'Allah en büyüktür. Allah kibriya ve azametinin mahiyetinin tanınmasından çok daha yücedir.' Veyahut: 'Allah azametine layık olmayan her hangi bir şeyin ona isnad edilmesinden çok yücedir. 'Yahut da: 'Allah her şeyden yücedir.' Ezan tekbirle başlar. Çünkü tekbir kısa olmakla beraber Allah'ın zatının ve layık olduğu bütün kemal sıfatlarının varlığını ifade eder. Ezan, her yüce makamda anılması müstahab olan bir zikirdir. Ezan genellikle yüksek yerde okunur. Her yüksek yerde Allah'ın büyüklüğünü anmak müstahab olduğu 'için ezan tekbirle başlar. Mirkat sahibi: Tekbirin dört defa tekrarlanması, bu hükmün Dünya'nın her dört cephesinde cari olduğuna işaret için olabilir, demiştir. Eşhedu en la ilahe illa'llah Eşhedu enne Muhammeden ResuluIlah: 'Ben, dilimle ikrar ve kalbimle tasdik ederim ki, Allah'tan başka ibadete layık hiç bir ma'bud yoktur. Muhammed, Allah'ın resuıüdür. Hayye Ale's-Selah: Namaza yönelin. Hayye Ale'l-Felah: Felah ve dileğe kavuşmaya yöneliniz. Kadi İyad, ezanın taşıdığı anlam hakkında şöyle der: Ezan, iman sistemini içine alan veciz bir sözdür. Once Allah'ın varlığı, kemal sıfatlarını taşıdığı ve buna ters düşen bütün eksikliklerden uzak, pak ve nezih olduğu ifade edildiği. Bu ifade, tekbir cümlesinde mevcuttur. Sonra Allah'ın birliği ve her türlü benzer ve ortaktan temiz olduğu Şehadet kelimesiyle ilan ediliyor. Dini vazifelerin hepsinden önce gelen iman ve tevhid esası belirtildikten sonra şahadetin ikinci cümlesiyle Hz. Muhammed (s.a.v.)'in nübüvvet ve Risaletinin hak ve gerçek olduğu açıkca belirtiliyor. Tevhid'den sonra İslam dininin ikinci muazzam temeli olan Nebi'e iman ilanı ile aklen inanılması gereken iman sistemi kemale ermiş olur. Bundan sonra iman sisteminin ışığı altında yapılması gerekli olan ibadete davet ediliyor. Namaz daveti Nebi (s.a.v.)'e imandan sonraya bırakılıyor. Çünkü namazın farz oluşu, akıl ile bilinemez. Ancak Nebi (s.a.v.) vasıtasıyla bilinebilir. Bundan sonra Felaha davet ediliyor. Felah, dileğe kavuşmak ve cennet nimetlerinde ilelebed yaşamaktır. Felah çağrısı, ölümden sonra dirilmeyi, ahiret mükafatını veya cezasını hatırlatır. Islam akaid sistemi'nin sonuncusu ahiretle ilgili şeylere iman etmektir. Hadiste tekbir dört defa tekrarlanmıştır. Buna fıkıhçılar ''Terbi' = Dörtleme'' demişlerdir. Ebu Hanife, Şafii, Ahmed ve alimlerin cumhııru bu hadisi ve bundan sonra gelecek olan 708 nolu Ebu Mahzure hadisini delil göstererek Terbi'a hükmetmişlerdir. Diğer taraftan müslümanların bilhassa hac mevsiminde toplandıkları Mekke halkının terbi' uygulamasına dayanarak ne sahabilerden ne de başkalarından hiç kimse Mekke halkının kullandığı terbi'e itiraz etmemiştir, derler. Malik, Ebu Yusuf ve Zeyd bin Ali ise tekbirin iki defa tekrarlanması görüşünü benimsemişlerdir. En-NeyI yazarı: Gerçek şudur ki terbi' rivayetleri daha kuvvetlidir. Çünkü bu rivayetlerde diğer rivayetlerde bulunmayan bir fazlalık vardır. Bu fazlalık makbuldür. Çünkü bir çelişki arzetmez. Tahricİ de sahihtir, demiştir. Hadisin zahirine göre, ezan'ın dayanağı Abdullah bin Zeyd (r.a.)'in gördüğü rüyadır. Ebu.Davud'un rivayetine göre Abdullah bin Zeyd (r.a.), rüyasını anlatınca Nebi (s.a.v.) Ona: '' ... Şüphesiz bu, doğru bir rüyadır.'' buyurmuştur. Nebi (s.a.v.), rüyanın doğruluğuna hükmetmiştir. EI-Menhel yazarı, bunun nedenini şöyle açıklar;; 'Nebi (s.a.v.)'in AbduIlah bin Zeyd (r.a.)'in rüyasını doğrulamasının sebebi şudur: Ömer (r.a.) rüyasında ezanı görünce Nebi (s.a.v.)'e haber vermek üzere huzura vardığında Nebi (s.a.v.), ona: ''Senden önce ezanla ilgili vahiy geldi.'' buyurmuştur. Şu halde ezanın dayanağı rüya değil vahiydir. Bu duruma göre önce vahiy gelmiş, sonra AbduIIah bin Zeyd (r.a.) rüyasını anlatınca gelen vahyin uygulamaya konulması emri verilmiştir. Hadisin: ''Çünkü Bilal'in sesi seninkinden yüksektir.'' parçası ile ilgili olarak Hattabi demiştir ki : Bu, kimin sesi daha yüksek ise ezan okuma öncelikle onun hakkı olduğuna delalet eder. Zira ezan bir ilamdır. Kimin sesi daha yüksek ise o okumalıdır. Ömer (r.a.)'in de AbduIIah bin Zeyd (r.a.) gibi ezanı rüyasında gördüğü hadisten anlaşılıyor. EI-Menhel yazarının ezan babındaki beyanına göre Ömer (r.a.) ve Abdullah (r.a.)'dan başka sahabilerden bir cemaat'ta ezanı rüyalarında görmüşlerdir. Taberani'nin rivayetine göre Ebu Bekir (r.a.) de görmüştür. Gazali'nin dediğine göre 10 küsur sahabi ezanı rüyalarında görmüşlerdir. İbn-i Hacer: Bu rivayetlerden yalnız AbduIlah bin Zeyd (r.a.)'in ve Ömer (r.a.)'in olayları sabittir. Diğerleri sabit değildir, demiştir. HADİSİN FIKIH YÖNÜ : 1- Namaz için ezan okumak meşrudur. 2- Ebu Davud'un rivayetinde belirtildiği gibi namaz için kamet etmek meşrudur. 3- Ezanda yüksek ses matIubtur. (İstenir) 4- Ezanın tekbirinde terbi' meşrudur. 5- Ebu Davud'un rivayetiyle sabit olduğu gibi önce ezan okunması ve namaza kalkılacağı zaman kamet edilmesi meşrudur
Derece: Hasan
Sunen-i Ibn Mace, 707 numaralı hadis
The Book of the Adhan and the Sunnah Regarding It
“... Sâlim'in babası (Abdullah bin Ömer) (radıyallahü anhüm)’den rivâyet edildiğine göre şöyle demiştir : namaza giderken onları güçlük ve meşakkate sokan toplanma usulü için Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) kendileriyle istişarede bulunmuş, halk borazandan bahsetmişler, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) yahûdilerin nedeniyle borazandan hoşlanmamış, sonra halk çandan bahsetmişler. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) hıristiyanlar sebebiyle ondan da hoşlanmamıştır. İstişare gecesi ensâr'dan Abdullah bin Zeyd (radıyallahü anh) isimli bir adam ve Ömer bin El-Hattâb (radıyallahü anh), ezanla daveti rü'yalarında görmüşler. Ensâr'dan olan zât geceleyin Resülullah (sallallahü aleyhi ve sellem)'e gelerek (rüyasını anlatmış) Resülullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Bilâl (radıyallahü anh)'a bu çağrıyı emretmiş. Bilâl (radıyallahü anh) de ezan okumuştur. demiştir ki: Bilâl (radıyallahü anh), sabah namazı çağrısında; (Namaz uykudan hayırlıdır.) cümlesini ilâve etmiş. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), bu ilâveyi olduğu gibi bırakmıştır. (radıyallahü anh) : "Yâ Resûlallah! Abdullah (radıyallahü anh)'in gördüğünün mislini ben de gördüm. Lâkin o benden önce davrandı, dedi
Derece: Daif
Sunen-i Ibn Mace, 708 numaralı hadis
The Book of the Adhan and the Sunnah Regarding It
Ebu Mahzure bin Mi'yer (r.a.)'in kucağında yetim olarak yetişmiş olan Abdullah bin Muhayriz (r.a.)'den rivayet edildiğine göre: Ebu Mahzure kendisini Şam'a göndermeye hazırlarken Abdullah şöyle demiştir: Ben, Ebu Mahzure (r.a.)'e Ey Amca! Ben Şam'a doğru yola çıkıyorum. Ve şüphesiz senin ezan okuyuşun bana sorulacaktır, dedim. (Ravi Abdülaziz demiştir ki) Abdullah, Ebu Mahzure (r.a.)'in şöyle dediğini bana haber vermiştir : Ben, bir nefer (on kişilik grub) içinde yola çıkmıştım. Biz yolun bir yerinde bulunuyorduk. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in müezzini, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanında namaz için ezan okudu. Biz de müezzin sesini, ondan yüz çevirdiğimiz halde işittik. Bunun üzerine biz onunla alay ederek ve bağırarak ezan okuduk. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (sesimizi) işitti ve bize bir topluluk gönderdi. Gelenler bizi Onun huzurunda oturttular. O da: «Sesini yüksek olarak işittiğim şahıs hanginizdir?» diye sordu. Kavmin hepsi beni işaret ettiler ve doğru söylediler. Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), hepsini salıverdi ve beni alıkoyarak bana: «Kalk ezan oku» buyurdu. Ben de kalktım. O esnada Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den ve bana emrettiği ezandan nefret ettiğim kadar, hiç bir şeyden nefret etmiyordum. Nihayet Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in huzurunda ayakta durdum. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bizzat bana ezan kelimelerini telkin ederek şöyle buyurdu: De ki: Allahu ekber, Allahu ekber, Allahu ekber, Allahu ekber, Eşhedu en la ilahe illallah, Eşhedu en la ilahe illallah, Eşhedu enne Muhammeden Resulullah, Eşhedu enne Muhammeden Resulullah Sonrabana buyurduki «(Şunu okurken) sesini yükselt. » Eşhedu en la ilahe illallah, Eşhedu en la ilahe illallah, Eşhedu enne Muhammeden Resulullah, Eşhedu enne Muhammeden Resulullah Hayya ale’s-selah, Hayya ale’s-selah Hayya ale’l-Felah, Hayya ale’l-Felah, Allahu ekber Allahu ekber la ilahe illallah Sonra ben ezan okumayı bitirince beni çağırdı ve içinde bir miktar gümüş bulunan bir keseyi bana verdi. Sonra elini Ebu Mahzure (r.a.h)'in başının ön kısmı üzerine bırakıp yüzü, memeleri ve ciğeri üzerinden geçirdi. Nihayet Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in eli Ebu Mahzure (r.a.)'nin göbeğine ulaştı. Sonra Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Allah seni mübarek kılsın, bereketi, üzerinde olsun.» buyurdu. Bundan sonra ben: Ya Resulallah! Mekke'de ezan okumayı bana emrettin (mi?) dedim. O: «Evet. Sana emrettim.» buyurdu. Artık Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e karşı duyduğum nefret, tamamen gitti. Ve hepsi Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) için muhabbete dönüştü. Sonra ben Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in Mekke valisi Attab bin Esid (r.a.)'in yanına vardım. Ve Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in emrinden dolayı Attab varken, namaz için ben ezan okudum. Ravi (Abdülaziz) demiştir ki: Ebu Mahzure'ye yetişenler bu hadisi Abdullah bin Muhayriz'in bana haber verdiği şekil üzere baaıa tahdis ettiler." Not : Zevaid'de: Bu hadis, Buharİ'nin sahihinden başka, hadis kitablarında mevcuttur. Lakin musannifin rivayetinde bir ilave vardır. Musannifin rivayetine ait isnad, sahih olup, ricali sikalardır, denmiştir. Diğer tahric: Müslim, Tirmizi, Ebu Davud ve Nesai AÇIKLAMA : Bu kitaplardaki rivayetlerde de bizzat Nebi (s.a.v.)'in Ebu Mahzure (r.a.)'e ezan telkin buyurduğu ve terci' usulünü öğrettiği ifade edilmiştir. fakat AbduIlah bin Muhayriz (r.a.)'in Şam'a gönderilmesi hazırlığı ile ilgili husus olsun, Nebi (s.a.v.)'in Ebu Mahzure (r.a.)'e Mekke'de ezan okuması emri ile ilgili olarak aralarında geçen konuşma olsun, o rivayetlerde mevcut değildir. Darekutni ve Beyhaki'nin rivayeti, müellifin rivayetine yakın bir uzunluktadır. EI-Menhel yazarının ''Ezan babı''nda naklettiğine göre Beyhaki'nin rivayeti mealen şöyledir: ''Ebu Mahzure (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: 'Ben, on gencin içinde, Nebi (s.a.v.) ile beraber Huneyn'e doğru yola çıktım. Sahabiler ezan okudular. Ben, yanımdaki gençlerle beraber, sahabilerle alayederak ezan okumaya giriştik. Nebi (s.a.v.) : ''O gençleri bana getirin.'' buyurdu. (Bizi Onun huzuruna götürdüklerinde) O, bize: ''Ezan okuyun.'' buyurdu. Gençler ezan okudular. Benim sesim, hepsinin sesinden daha yüksekti. Nebi (s.a.v.) : ''Sesini işittiğim adam budur. Git Mekke halkına ezan oku ve Attab bin Esid (r.a.)'e deki: Resulullah (s.a.v.), Mekke halkına ezan okumamı bana emretti." buyurdu ve: Ezanı şöyle oku'' buyurdu . Allahu Ekber (4 defa) Eşhedu en la ilahe illallah (2 defa) Eşhedu enne Muhammeden Resulullah (2 defa) Sonra bana: dön de de ki: Eşhedu en la ilahe illallah (2 defa) Eşhedu enne Muhammeden Resulullah (2 defa) Hayya ale's-selah (2 defa) Hayya ale'l-felah (2 defa) Allahu Ekber Allahu Ekber La İlahe İllallah Müellifin rivayet ettiği Ebu Mahzure (r.a.)'in hadisine göre Nebi (s.a.v.) ona bizzat ezanı telkin buyururken: Tekbiri dört defa tekrarlatmış. Şahadet kelimelerini ikişer defa tekrarlatmış. Sonra şahadet kelimelerini yüksek sesle ikişer defa okumasını emretmiş. Sonra; Hayya ale's-selah'ı iki defa ve Hayya ele'l-felah'ı iki defa tekrarlamasını ve son olarak kelime-i Tevhid-i bir defa okumasını telkin buyurmuştur. Bu hadise göre ezanda terci' meşrudur. Bu hususta alimler arasında ihtilaf vardır: Hanefi alimleri ile Kufe alimlerine göre ezanda terci' müstahab değildir. Delilleri de AbduIIah bin Zeyd (r.a.)'ın hadisidir. Onlar: 'Rivayetlerin ekserisinde terci' yoktur. Müezzinlerin reisi olan Bilal (r.a.)'ın ezanında terci' yoktu. İbn-i Ummi Mektum (r.a.)'ın ezanında da terci' yoktu. Bu iki zat, Nebi (s.a.v.)'in müezzini idiler. 'terci' yalnız .Eb Mahzure (r.a.)'in hadislnde vardır, Ebu Mahzure (r.a.) ezan okurken şehadet kelimelerini Nebi (s.a.v.)'in istediği gibi yüksek sesle okumadığı için Nebi (s.a.v.), şehadet kelimelerini ona tekrar okutmuş olabilir. Nitekim Nebi (s.a.v.) Ona: ''Dön de sesini yükselt.'' buyurmuştur.' demişlerdir. Bu görüşteki alimlerin delillerinden birisi de İbnü'l-Cevzi'nin dediği, şu husustur: Ebu Mahzure (r.a.) kafir idi. Müslüman olup, Nebi (s.a.v.) ona ezanı telkin edince şehadet kelimeıerini ona tekrarlatmıştır. Taki iyice bellesin. Ve müşrik olan arkadaşlarının yanında tekrarlayabilsin. Çünkü müşrikler, şehadet kelimelerinden nefret ettikleri kadar hiç bir şeyden nefret etmezlerdi. Nebi (s.a.v.) ona şehadet kelimelerini tekrarlatınca, Ebu Mahzure (r.a.) tekrarlamayı, Yani terci'i ezandan saymıştır. ' EI-Menhel yazarı bu görüşü naklettikten sonra şöyle der: ''Lakin yukarıda söylenenlerin tümünü, Ebu Davud'un rivayet ettiği hadis reddeder. Şöyle ki: Bu rivayette Ebu Mahzure: 'Ben: Ya Resulallah! Ezan sünnetini bana öğret,' dedim demiş, Nebi (s.a.v.) de: ''Sen şahadet kelimelerini alçak sesle söylersin, sonra yüksek sesle söylersin'' buyurmuştur.' demiştir. Görüldüğü gibi Nebi (s.a.v.) şahadet kelimesini önce alçak sesle okumasını, sonra yüksek sesle okumasını, ezanın sünnetinden kılmıştır. Şafii, Malik, Ahmed ve alimlerin cumhuruna göre ezanda terci' meşrudur. Delilleri de Ebu Mahzure (r.a.)'in hadisidir. Onun hadisi, sahih bir hadis olup diğer hadislere ters düşmeyen bir ilaveye sahiptir. Bu ilaveyi kabul etmek vacibtir. Diğer taraftan, Ebu Mahzure (r.a.)'nin hadisi tarih bakımından Abdullah bin Zeyd (r.a.)'in hadisinden sonradır. Nevevi, Müslim'in şerhinde: 'Ebu Mahzure (r.a.)'in hadisi, hicretin 8. yılı Huneyn savaşından sonra buyurulmuş, Abdullah bin Zeyd (r.a.)'in hadisi ise (Medine'ye hicret edildikten sonra) ilk zamanlarda olmuştur,' demıştir. Terci' Maliki alimlerine göre mendubtur. Şafii ve Hanbeli alimlerince en sahih görülen mezhebIerin görüşüne göre terci' sünnettir. Müezzin, bilerek veya unutarak terci' terkederse ezanı sahihtir. Fakat fazileti kaçırmış olur. Hadisçilerden ve başkalarından bir cemaat: Ezan da terci'in yapılması ve yapılmaması hususunda müezzin muhayyerdir, demişıerdir. Doğrusu, ezanda terci'in varlığıdır. Özetle terci yapılması ve terkedilmesi, hadislerde sabittir. Dileyen yapar, dileyen terkeder. Bu husustaki rivayetlerin değişik oluşu, kıraatlardaki değişiklik gibidir. Darekutni'nin rivayetine göre Ebu Mahzure (r.a.) şöyle demiştir: Nebi (s.a.v.), Huneyn'e gitmek üzere yola çıkınca, ben Mekke ehlindan dokuz kişiyle beraber Onu izlemek üzere yola çıktık. Biz Huneyn yolunda iken, Nebi (s.a.v.) Huneyn'den döndü ve bir yerde karşılaştık. Bu esnada Onun müezzini ezan okudu ... Darekutni'nin bu rivayeti, Ebu Mahzure (r.a.)'e yapılan ezan telkininin Huneyn savaşı dönüşünde olduğunu açıkça bildirmekle, Nevevi'nin hadis tarihi hususundaki sözünü te'yid etmektedir. AbduIIah bin Muhayriz (r.a.), Ebu Mahzure (r.a.)'in kucağında büyüdüğü için, Ona: Amca, diye hitab etmiştir. AbduIIah (r.a.)'ın ravisi olan Abdülaziz bin Abdülmelik bin Ebu Mahzure (r.a.), anılan isminden ve isnaddan da anlaşıldığı gibi Ebu Mahzure (r.a.)'in torunudur. Nebi (s.a.v.), Ebu Mahzure (r.a.)'e ezah okuttuktan sonra ona bir miktar gümüş vermiştir. Sindi. bu hususta şöyle der: ''İbn-i Hibban; bunu delil göstererek ezan için ücret almanın caiz olduğunu ve ücret almanın yasağına ait hadisin bu hadis'e muarız oldugunu söylemiştir. Fakat ibn-i Seyyidi'n-Nas, İbn-i Hibban'ın görüşünü şöyle reddetmiştıı: Ebu Mahzure (r.a.)'in hadisi, ezan için ücret alma'nın nehyine ait hadis ravisi Osman bin Ebi'l-As (r.a.)'in müslümanlığı kabul etmesinden öncedir. Bu sebeple Osman (r.a.)'in hadisi, Ebu Mahzure (r.a.)'in hadisinden sonradır. Sonraki hadise itibar edilir. Diğer taraftan. Nebi (s.a.v.)'in Ebu Mahzure (r.a.)'e başka maksadlarla gümüş verdiği muhtemeldir. Ücret olarak verdigi kesin bilinmediği için diğeı' hadise muarız olamaz. Hatta gümüş verilişinin en yakm ihtimali, onu islama ısındırmaktır. Çünkü Ebu Mahzure (r.a.), yeni müslüman olmuştu. Nebi (s.a.v.), o gün Müellefe-i Kulub denilen, yani gönülleri İslamiyet'e henüz ısınmamış olanlara bağışlar yapmıştı. Ebu Mahzure (r.a.)'e de bu kabilden yardım ettiği ihtimali kuvvetlidir. Bu tür olaylar, çeşitli ihtimallere müsait olunca ondaki kaplılık dolayısıyla delil olmaya elverişli değildir.'' Nebi (s.a.v.)'in. mübarek elini Ebu Mahzure (r.a.)'in başına koyması, sonra göğsüne sürerek ta göbeğine kadar geçirmesine gelince, mübarek elini sürmekle Ebu Mahzure (r.a.)'e bereket sağlanması ve telkin edilen ezan kelimelerini iyice bellemesi maksadıyla yapılmış olabilir. Mübarek elini böylece geçirdikten sonra ona bereketle dua etmesi bu görüşü kuvvetlendirir. Bir de mübarek elini sürmesi ve dua etmesi, Ebu Mahzure (r.a.)'in Nebi (s.a.v.)'e ve ezana karşı duyduğu nefretin muhabbete dönüşmesi maksadıyla yapılmış olabilir. Nitekim Ebu Mahzure (r.a.), Nebi (s.a.v.)'in kendisine ezan telkinini yaptıktan sonra mübarek elini vücuduna sürüp kendisine dua edince, Nebi {s.a.v.)'e karşı duyduğu bütün nefretin muhabbete dönüştügünü ifade etmiştir. HADİSİN FIKIH YÖNÜ : 1- Ezan şekli tayin ve tesbit edilmiştir, 2- Ezanda terci' meşrudur. Alimlerin terci' hakkındaki ihtilafları yukarıda anlatıldı. 3- Öğretici, öğrenciye karşı şefkatli davranmalıdır. 4- Büyük zatların mübarek ellerini kendilerinden küçük olanların baş ve yüzlerine. göğüslerine sürmeleri meşrudur:
Derece: Hasan Sahih