Sahih-i Buhari, 3482 numaralı hadis
Prophets
Abdullah b. Ömer r.a.'dan rivayete göre Resuluilah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Bir kadın ölünceye kadar bağladığı bir kedi sebebiyle azaba uğratıldı ve o kediden dolayı cehennem ateşine girdi. Kediyi hapsettiği halde ona yiyecek de vermedi, içecek bir şey de vermedi. Yerin haşeratından yiyebilsin diye de onu salmadı
Sahih-i Buhari, 3483 numaralı hadis
Prophets
Ukbe'den dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "İnsanların Nübuvvet kelamından idrak ettikleri arasında: Eğer utanmazsan dilediğini yap, sözüdür. " Bu Hadis 3484 ve 6120 numara ile gelecektir. [-3484-] Ebu Mes'ud dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Nübuvvet kelamından insanların idrak ettikleri arasında: Utanmazsan dilediğini yapabilirsin, (hikmeti)dir." AÇIKLAMA 1420.SAYFA, 3488.HADİSTE
Sahih-i Buhari, 3484 numaralı hadis
Prophets
(Bize Ebû Mes'ûd Ukbe ibn Amr tahdîs edip şöyle dedi: aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Vaktiyle gelip geçen peygamberlerin sözlerinden, bütün peygamberlerin üzerinde ittifak ettikleri nevi'den insanlığın eriştiği yüksek bir düstûr: Utanmazsan dilediğini işle! sözüdür
Sahih-i Buhari, 3485 numaralı hadis
Prophets
İbn Ömer'den rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Bir adam kibirinden ötürü elbisesini sürüklerken yerin dibine geçirildi. o, kıyamet gününe kadar yerin içine doğru gitmeye devam edecektir." Hadis 5790 numara ile gelecektir
Sahih-i Buhari, 3486 numaralı hadis
Ebu Hureyre r.a'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Bizler (dünyada zaman itibariyle) son gelenleriz; kıyamet gününde ise önde olacak olanlarız. Şu kadar var ki, bütün ümmetiere bizden önce kitap verildi, bize de onlardan sonra verildi. İşte bu (Cuma günü), hakkında ihtilafa düştükleri gündür. Bu sebeple Yahudiler yarına, Hıristiyanlar yarından sonraya (kalmışlardır)." [-3487-] "Her yedi günde bir gün, başını ve bedenini yıkaması her müslümana bir görevdir
Sahih-i Buhari, 3487 numaralı hadis
Prophets
Ebu Hureyre r.a'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Bizler (dünyada zaman itibariyle) son gelenleriz; kıyamet gününde ise önde olacak olanlarız. Şu kadar var ki, bütün ümmetiere bizden önce kitap verildi, bize de onlardan sonra verildi. İşte bu (Cuma günü), hakkında ihtilafa düştükleri gündür. Bu sebeple Yahudiler yarına, Hıristiyanlar yarından sonraya (kalmışlardır)." [-3487-] "Her yedi günde bir gün, başını ve bedenini yıkaması her müslümana bir görevdir
Sahih-i Buhari, 3488 numaralı hadis
Prophets
Muaviye b. Ebi Süfyan Medine'ye son gelişinde bize bir hutbe verdi. Bir top saç çıkartarak dedi ki: "Ben bu işi Yahudilerden başka bir kimsenin yapacağı kanaatinde değildim. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ise buna "ez-zur (yalan)" adını vermiştir. Kastettiği saça saç eklemektir." Bu rivayette ona (Buhari'nin hocası Adem'e) Gunder, Şu'be'den diye rivayet ederek mutabaatta bulunmuştur. Fethu'l-Bari Açıklaması: 3468 - "Eline bir miktar saç aldı." Kasıt perçemden kesilmiş saçtır. "el-Haresı" tekil olup, koruma görevlisi demektir. "Nerede alimlerinjz" cümlesinde o dönemde aralarındaki alimlerin sayıca azalmış olduklarına işaret vardır. Durum da böyledir. Çünkü Ashabın çoğu o gün vefat etmiş bulunuyorlardı. Sanki o avam arasındaki cahillerin bu işi yapmış olduklarıkanaatine kapılmış, bundan dolayı alimlerine hatırlatarak böyle bir münkere karşı tepki göstermeyi terk ettiklerinden onları uyarmak istemiş gibidir. -- Bu başlıkta zikredilen hadisler sayıca fazla olduklarından yapılan açıklamaların hangi hadise ait olduğunun daha kolay takip edilebilmesi için hadislerin numaralarını açıklamada tekrar etmeyi faydalı gördük. 3470- "Bir rahibe gitti." Bu ifade ile bu hadisenin İsa aleyhisselam'ın yükseltilmesinden sonra cereyan ettiği hissettirilmektedir. Çünkü rahipliği -Kur'an'ın da . açıkça belirttiği gibi- ona tabi olanlar bid'at olarak sonradan uydurmuşlardır. "Bir adam ona şöyle şöyle olan bir kasabaya git, dedi." Hişam'ın naklettiği rivayette şu fazlalık vardır: "Çünkü o kasabada Allah'a ibadet eden insanlar var-o dır. Sen de onlarla birlikte Allah'a ibadet et. Eski toprağına geri dönme. Çünkü o kötü bir yerdir. O da yoluna koyuldu. Yolun yarısına vardığında ona ölüm meleği geldi." "Yöneldi" yani gideceği tarafa doğru kendisini daha da yakınlaştırdı. "Melekler onun hakkında anlaşmazlığa düştü." Hişam yoluyla gelen rivayetteki bir fazlalık da şöyledir: "Rahmet melekleri dedi ki: Bu tevbe ederek, kalbiyle Allah'a yönelmiş olarak geldi. Azap melekleri de: O hayır namına hiçbir şey işlemedi dediler. Onlara insan suretinde bir melek geldi. Onu aralarında (hakem) yaptılar. O da: "İki yerin arasını ölçünüz, hangisine daha yakın ise oraya aittir." "Bunun üzerine Allah buna" çıkıp geldiği kasabaya: "Uzaklaş, diye vahyetti. Öbürüne de" gitmek istediği kasabaya "yaklaş diye vahyetti." Tercümeye esas aldığımız Muhtasar'da da Fethu'l-Bari'nin Daru'r-Reyyan, Kahire, 1409/1980 baskısında da tekil olarak ölen şahısa ait olmak üzere "ona geldi" şeklindedir. Ancak yine Buhari şerhi olan Aynı'de olsun, hadisin yer aldığı diğer kaynaklar olsun hep "onlara" şeklinde olduğu gibi mana cihetiyle de böyle olması daha doğrudur. Hadisten Çıkarılan Sonuçlar 1- İnsan öldürmek dahil bütün büyük günahlardan dolayı tevbe etmek şeriatin öngördüğü bir iştir. Yüce Allah katilin tevbesini kabul edecek olursa onun hasmını da razı etmeyi üzerine alır. 2- İnsanın masiyet işlemekle karşı karşıya kaldığı bir yerden başka bir yere gitmesi faziletli bir iştir. Çünkü adeten bu gibi haller insanı daha çok etkiler. Ya bundan önce işlemiş olduğu fiillerini ve onlara tutkunluğunu hatırladığı için yahut da bu hususta ona destek verip onu bu işlere teşvik eden kimseler bulunduğu için böyle bir etki sözkonusudur. Bundan dolayı sonraki zat ona şöyle demiştir: "Eski topraklarına da dönme. Çünkü o bir kötülük diyarıdır." 3- Tevbe eden bir kimsenin, masiyet işlediği zamanlarda alışageldiği hallerden ayrılması ve bütün bunları büsbütün değiştirerek başkalarıyla uğraşması gerekir. 4- Alim, abidden üstündür. Çünkü ona ilkin tevbesinin kabul• edilmeyeceği fetvasını veren kişi, daha çok ibadet eden birisi idi. Katilin bu kadar çok sayıda kimseyi öldürme cesaretini göstermiş olmasını pek büyük bir iş olarak gördü. İkincisi ise daha çok ilimle uğraşan birisi olduğundan ona doğru şekilde fetva verdi ve kendisine kurtuluş yolunu gösterdi. 5- (Kadı) Iyad der ki: Hadisten anlaşıldığına göre tevbenin diğer günahlara faydası olduğu gibi, öldürmeye karşı da faydası vardır. 6- Hadis, meleklerin kendi aralarında anlaşmazlığa düşmeleri halinde Ademoğullarından aralarında hüküm verebilecek durumda olan kimseler bulunduğuna da delil gösterilmiştir. 7- Tahkimin (anlaşmazlıkları çözme işini bir hakerne ,havale etmenin) caiz olduğunu, tahkimi için iki tarafın rıza gösterdiği kimsenin vereceği hükmün, onlar hakkında geçerli olacağını kabul edenlerin görüşlerinin lehine de delil bulunmaktadır. "Halbuki ikisi orada değillerdi." Yani (olayı anlatırken Nebiin) huzurunda bulunmuyorlardı. Bu, rivayeti nakledenin sözlerindendir. 3472- "Akar" sözlükte ev ve tarla anlamlarındadır. Bazıları ise sadece hurmalık anlamında olduğunu kabul etmişlerdir. Evin oldukça değerli eşyalarına da akar denilebilir. "Akarı satın alan kişi o akarında içinde altın bulunan bir testi buldu. Onu satana: Altınını al, çünkü ben senden ancak toprağı satın aldım, altını satın almadım dedi." İshak b. Bişr yoluyla gelen rivayete göre müşteri kendisinin bir ev satın aldığını, onu imar ederken içinde bir hazine bulduğunu söyledi. Satıcı da ona bu hazineyi gelip almaya çağırınca şu cevabı vermişti: Ben ne gömdüm, ne de bunu biliyorum. Her ikisi de hakime dedi ki: Sen bunu alacak birisini gönder, nasıl uygun görürsen onu öyle kullan. Ancak hakim bunu kabul etmedi. Buna göre bu malın hükmü, cahiliye döneminde gömülmüş olduğu bilinmesi halinde bizim şeriatimizde rika.zın hükmüdür. Eğer onun Müslümanlar tarafından gömüldüğü bilinecek olursa o takdirde o bir lukatadır. Bilinmeyecek olursa kaybolmuş mal hükmündedir, Beytu'I-Mal'e konulur. Muhtemelen onların şeriatinde böyle bir teferruat bulunmuyordu. Bundan dolayı kadı da belirtilen şekilde hüküm verdi. Kurtubı ise hakimin onlardan herhangi birisi hakkında hüküm vermemiş olduğunu kesin bir dille ifade etmiştir. O, adı geçen malın sadece kaybolmuş mal hükmünde olduğunu görünce aralarında sulh yapmıştır. Onların bu mala başkalarından daha bir hak sahibi olduklarını görmüştür. Çünkü her ikisinin de oldukça vera' sahibi olduklarını, hallerinin de güzelolduğunu görerek onların soylarından güzel bir semere ve salih bir zürriyet çıkacağını ümit ederek böyle hareket etmiştir. 3477 - "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i nebilerden bir nebiyi anlatırken görür gibiyim. Kavmi onu vurmuş ve kanatmışlardı." Ben bu nebinin isminin ne olduğunu açık bir şekilde tespit edemedim. Nuh aleyhisselam olması ihtimali vardır. Ancak Nevevı diyor ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu anlattığı olayın başından geçtiği Nebi, öncekilerden birisidir. Uhud gününde de bizim Nebiimizin başından buna yakın bir olay geçmiştir. 3478- "Allah'ın kendisine mal verdiği ... " Malını çoğalttığı bir kimse demektir. 3481- "Allah'a yemin ederim, Allah bana güç yetirirse (beni sıkıştırırsa)" ifadesi ile ilgili olarak el-Hattabı şunları söylemektedir: Bu ifadenin açıklanması kimilerine göre zor gelebilir ve: Böyle bir kimse ölümden sonra dirilişi ve ölüleri diriltme kudretini inkar ettiği halde, nasılolur da Allah ona mağfiret edebilir? Cevap şudur: Bu kişi ölümden sonra dirilişi inkar eden birisi değildi. O sadece cahillik etmiş birisi idi. Dolayısıyla kendisine bu uygulama yapılacak olursa diriltilmeyeceğini ve azaba uğratılmayacağını sanmıştı. Onun iman sahibi olduğu, bu işi Allah'ın haşyetinden yaptığını itiraf etmek ile ortaya çıkmıştır. İbn Kuteybe der ki: Bazı sıfatlar hakkında birtakım Müslümanlar hata edebilir ve bundan dolayı da kafir sayılmazlar. Ancak İbnu'l-Cevzı bunu kabul etmeyerek şunu söylemektedir: Bir kimsenin kudret sıfatını inkar etmesi ittifakla küfürdür. Hadisteki: "Andolsun Allah beni sıkıştırırsa" sözleri beni sıkıştırıp aleyhime daraltırsa, demektir. Yüce Allah'ın: "Kime rızkı daraltılırsa" buyruğuna benzemektedir. "Belki Allah'ı idlal ederim" sözlerinin anlamı ise, belki ondan kurtulurum şeklindedir. Nitekim bir şey geçip gidince de onun hakkında "dalle" fiili kullanılabilir. Bu da yüce Allah'ın: "Rabbim kaybolup gitmez de, unutmaz da."[Taha, 52] buyruğuna benzemektedir. Muhtemelen bu adam bu sözlerini aşırı derecedeki korkus1:lndan ve çekinmesinden dolayı söylemiştir. Nitekim bir başkası: "Sen benim kulumsun, ben de senin rabbinim" dediği rivayet edilmiştir. Yahut da: "Eğer Rabbim hakkımda takdir ederse" (anlamında kaddere şeklinde) dal harfi şeddeli söylenmiş de olabilir. Yani eğer beni azaplandırmayı takdir etmişse, elbetteki beni azaplandıracaktır. Yahut da o yaratıcıyı kabul eden birisi olmakla birlikte, fetret zamanında yaşayan birisi idi. İmanın şartlarının ne olduğu ona ulaşmamıştı. Bu konudaki en güçlü görüş, onun bu sözlerini neler söylediğini akledip, kavrayamayacak hale gelecek şekilde korku ve dehşetin baskısı altında bulunduğu bir halde söylemiş olduğudur. Yoksa o bu sözlerini gerçek manasını kastederek söylememiş; aksine o bu sözleri kişinin yaptıklarından sorumlu tutulmayacağı gaflet halinde iken, yanılacak ya da unutacak bir halde iken söylemiştir. 3483- "Nübuvvet sözlerinden insanların idrak ettikleri arasında ... " ibaresinde bütün rivayet yollarında (insanlar anlamındaki) "en-nas" lafz! merfudur (özne konumundadır.) Bunun nasb ile okunması da caizdir. İnsanlara ulaşanlardan demek olur. "Nübuvvet kelamından" enbiyanın ittifakla belirttikleri hususlardan anlamındadır. Yani bütün nebiler bunu teşvik etmiştir ve onların hiçbirisinin şeriatinde bu hüküm nesholmamıştır. Çünkü bu bütün akılların da ittifaklakabul ettikleri bir husustur. "Dilediğini yapabilirsin" ibaresi, haber anlamında emirdir ya da tehdit için söylenmiş olabilir. Dilediğini yapabilirsin, şüphesiz Allah da sana yaptığının karşılığını verecektir, demek olur. Yahut şu anlamda olabilir: Yapmak istediğine bak, düşün. Eğer utanç vermeyecek işlerdense yap. Utandıracak işlerdense onu bırak. Şu anlama da gelebilir. Şayet sen din ile ilgili olup, utanmaman gereken bir şey yaptığında Allah'tan da utanmanı gerektirmiyorsa onu yap ve insanlara aldırma. Maksat hayalı olmayı teşvik ve onun faziletine dikkat çekmek de olabilir. Yani senin dilediğin her şeyi yapman caiz olmadığına göre utanmayı, hayalı olmayı terk etmen de caiz değildir
Sahih-i Buhari, 3489 numaralı hadis
Virtues and Merits of the Prophet (pbuh) and his Companions
İbn Abbas r.a.'dan rivayete göre: "Ve sizi birbirinizle tanışasınız diye kavimlere ve kabileiere ayırdık" buyruğu hakkında dedi ki: "şu'ub (kavimler), büyük kabileler demektir. Kabileler (el-kabail) ise batınlar (boylar) demektir
Sahih-i Buhari, 3490 numaralı hadis
Virtues and Merits of the Prophet (pbuh) and his Companions
Ebu Hureyre r.a. dedi ki: "Ey Aııah'ın Resulü, insanların en . kerimi kimlerdir diye soruldu. O: En takvalılarıdır, dedi. Biz sana bunu sormuyoruz, dediler. O zaman Allah'ın Nebii Yusuftur, dedi
Sahih-i Buhari, 3491 numaralı hadis
Virtues and Merits of the Prophet (pbuh) and his Companions
Kuleyb b. Vail dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in üvey kızı Ebu Seleme'nin kızı Zeyneb'e: Sence Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mudar'dan mı idi, diye sordu. O: O, Mudar'dan en-Nadr b. Kinane'nin oğullarından başkasın(ın soyun)dan mı idi ki? dedi." Bu Hadis 3492 numara ile gelecektir
Sahih-i Buhari, 3492 numaralı hadis
Virtues and Merits of the Prophet (pbuh) and his Companions
Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in üvey kızı -zannederim adı Zeyneb idi- dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, (Cahiliye döneminde içki yapıp saklama kabı olarak kullanılan) tabağm, sırlı testilerin, katranlanmış ve ziftlenmiş kapların kullanılmasını nehyetti. Ben (hadisi Zeyneb'ten rivayet eden Kuleyb) ona dedim ki: Bana Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kimlerden olduğunu haber ver, o Mudar'dan mı idi? Dedi ki: Ya Mudar'dan başka kimden olacaktı? O, en-Nadr b. Kinane'nin çocuklarındandır
Sahih-i Buhari, 3493 numaralı hadis
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Reslilullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Sizler, insanlaru{n) madenler (gibi) görürsünüz. Cahiliye döneminde onlann en hayırlılan fıkhetmeleri şartıyla İslamda da en hayırlılandır. Bu hususta {yönetici olmayı istemekte} insanlann en hayırlılarının da, ondan en çok hoşlanmayanlar olduğunu göreceksiniz." Bu Hadis ileride 3496 ve 3588 numara ile gelecektir. [-3494-] "İnsanların en kötülerinin ise şunlara bir yüzle, berikilere bir (başka) yüzle giden iki yüzlü kimse olduğunu göreceksiniz. " Bu Had,is İleride 6058 ve 7179 numara ile gelecektir
Sahih-i Buhari, 3494 numaralı hadis
Virtues and Merits of the Prophet (pbuh) and his Companions
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Reslilullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Sizler, insanlaru{n) madenler (gibi) görürsünüz. Cahiliye döneminde onlann en hayırlılan fıkhetmeleri şartıyla İslamda da en hayırlılandır. Bu hususta {yönetici olmayı istemekte} insanlann en hayırlılarının da, ondan en çok hoşlanmayanlar olduğunu göreceksiniz." Bu Hadis ileride 3496 ve 3588 numara ile gelecektir. [-3494-] "İnsanların en kötülerinin ise şunlara bir yüzle, berikilere bir (başka) yüzle giden iki yüzlü kimse olduğunu göreceksiniz. " Bu Had,is İleride 6058 ve 7179 numara ile gelecektir
Sahih-i Buhari, 3495 numaralı hadis
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Bu hususta insanlar Kureyş'e tabidider. Müslüman olanlar Müslüman olanlarına tabidir, kafir olanları da kafir olanlara tabidir." [-3496-] "İnsanlar madenler (gibi)dir. Cahiliye döneminde hayırlı olanlar fıkhetmeleri şartıyla İslamda da hayırlılardır. Sizler insanların en hayırlıları arasında . bu işe -içine düşünceye kadar- en çok tiksinen kimselerin olduğunu göreceksinizdir
Sahih-i Buhari, 3496 numaralı hadis
Virtues and Merits of the Prophet (pbuh) and his Companions
Ebu Hureyre r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Bu hususta insanlar Kureyş'e tabidider. Müslüman olanlar Müslüman olanlarına tabidir, kafir olanları da kafir olanlara tabidir." [-3496-] "İnsanlar madenler (gibi)dir. Cahiliye döneminde hayırlı olanlar fıkhetmeleri şartıyla İslamda da hayırlılardır. Sizler insanların en hayırlıları arasında . bu işe -içine düşünceye kadar- en çok tiksinen kimselerin olduğunu göreceksinizdir
Sahih-i Buhari, 3497 numaralı hadis
Virtues and Merits of the Prophet (pbuh) and his Companions
İbn Abbas r.a.'dan: "Akrabalıkta sevgiden başka"[Şura, 23] (buyruğunu okuyunca) Said b. Cubeyr: "Maksat" Muhammed'in akrabalığıdır deyince, İbn Abbas dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendileriyle akrabalığı bulunmadığı Kureyş'in hiçbir kolu yoktur. İşte bu ayet ona bu hususta nazil olmuştur. Benimle sizin aranızdaki akrabalık bağını gözetmenizden başka(sını istemiyorum, demektir.)" Bu Hadis 4818 numara lle gelecektir
Sahih-i Buhari, 3498 numaralı hadis
Virtues and Merits of the Prophet (pbuh) and his Companions
Ebu Mes'ud'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu ki: "Fitneler işte bu taraftan, doğu tarafından gelmiştir (gelecektir). Katılık ve haşin kalplilik, develerin ve ineklerin kuyrukları dibinde bulunan, çölde yaşayan, ekinlerini sürerken yüksek sesle bağırıp çağıran Rabia ile Mudarlılar arasındadır
Sahih-i Buhari, 3499 numaralı hadis
Virtues and Merits of the Prophet (pbuh) and his Companions
Ebu Hureyre r.a.'dan dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: Övünmek ve kibirlilik çöllerde yaşayan, deve sahibi, çığırtkan bedevilerde görülür. Ağır başlılık ve sükunet koyun sahiplerinde olur. İman da Yemenlidir, hikmet de Yemenlidir." Ebu Abdullah dedi ki: Yemen'e bu adın veriliş sebebi Ka'be'nin sağında oluşundan, Şam'a da bu adın verilişi Ka'be'nin solunda oluşundan dolayıdır. Meş'eme, meysera (solda olmak) demektir; el-yedu'l-yusra eş-şu'ma (sol ei) demektir. Sol tarafa da el-eş'em denilir. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Rahman, Rahim Allah'ın Adıyla. Menakıb (Menkıbeler}." Buhari, bölüm ile Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in başından sonuna kadar bütün hallerilkonumları ile ilgili ne varsa, bir araya getirmek suretiyle Nebi efendimizin tercümesini kaydetmek istemiştir. Bu sebeple önce onun neseb-i şerifi ile ilgili olan hususları sözkonusu ederek onun mukaddimeleri durumunda bazı hususları sözkonusu etti. Neseblerle alakası olan bazı şeyleri zikrettikten sonra kabileler ile ilgisi olan hususları dile getirdi. Sonra da cahiliye davasını gütmeyi yasaklayan buyrukları kaydetti. Arkasından Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in niteliklerini, şemailini, mucizelerini sözkonusu etti, ondan sonra da Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in faziletlerini sözkonusu etti. Bunun arkasından da hicretten önce onun halleri ve Mekke'de başından geçen olayları kaydetti. Nebi olarak gönderilişini, Ashab-ı Kiram'ın Müslüman oluşlarını, Habeşistan'a hicreti, miracı, ensarın heyetlerini, Medine'ye hicreti zikretti. Daha sonra kendi kanaatine göre Nebi efendimizin gazvelerini sırasıyla sözkonusu etti, sonra da onun vefatına dair rivayetleri kaydetti. İşte bu, bahsin sonu olup, bu da Nebilerin tercümeleri kapsamındadır. Onların tercümelerini de Nebilerin sonuncusu ile sona erdirmiş bulunmaktadır. "Aziz ve ce iii olan Allah'ın: "Ey insanlar! Muhakkak biz sizleri bir erkek ve bir dişiden yarattık" ayeti ile, bu ayet-i kerimenin ihtiva ettiği Allah'ın nezdindeki menkıbenin (öğünmeye değer halin), ancak takva ile olduğuna işaret etmektedir. Takva, kişinin Allah'ın itaati gereği olan işleri yapması, ona masiyet olan işlerden de uzak durmasıdır. Ahmed, el-Haris ve İbn Ebi Hatim, Ebu Nadra yoluyla şunu rivayet etmektedir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Mina'da bir deve üzerinde iken irad ettiği hutbesinde hazır olanların bana anlattığına göre o şöyle buyurmuştur: Ey insanlar, şüphesiz sizin Rabbiniz birdir ve elbette babanız da birdir. Şunu bilin ki Arap olanın arap olmayana, siyahi olanın kırmızı teniiye takva dışında hiçbir üstünlüğü yoktur. Allah nezdinde sizin en hayırlınız en takvalı olanınızdır." "Tanışasınız diye" buyruğu nesep yoluyla biriniz diğerini tanısın, filan oğlu filan ve filan oğlu filan desin diye, demektir. "Yüce Allah'ın: "Kendi adına birbirinizden isteklerde bulunduğunuz Allah'tan ve akrabalık bağını koparmaktan sakının" buyruğu hakkında İbn Abbas dedi ki: Yani akrabalık bağını koparmaktan sakının, akrabalık bağını gözetin. Bu ayetin sözkonusu edilmesinden maksat, nesebin de bilinmesinin gerekli olduğuna işaret etmektir. Çünkü bu bilgi ile gözetilmeleri emrolunan akrabalar tanınmış olur. İbn Hazm "Kitabu'n-Neseb" adlı eserinin mukaddimesinde nesep ilminin bilinmesinin faydasız, bilinmemesinin de zararsız olduğunu iddia edenlerin kanaatlerini reddeden bir bölüm yazmıştır. Burada nesep ilminde herkes için bilinmesi farz (-I aynı ayn, farz-ı kifaye ve müstehap olan hususlar bulunduğunu açıklamış ve şöyle demiştir: Bunlar arasında Muhammed Resulullah sallalltıhu aleyhi ve sellem'in, Abdullah'ın oğlu ve Haşim oğullarından olduğunun bilinmesi de vardır. Onun Haşimoğullarından olmadığını iddia eden bir kimse kafirdir. Halifenin Kureyş'ten olması gerektiğini de bilmelidir. Kendisi ile evlenilmesi haram olan akrabalığı bulunan kimseleri de bilmeli ki, onlardan kendisine evliliği haram olan kimselerle evlenmekten sakınabilsin. Ayrıca kendisinden miras alan yahut da ona iyilik yapmak suretiyle akrabalık bağını gözetrnek, nafakasını vermek ya da yardım etrnek gibi kendisiyle yakınlığı bulunanları da bilmesi, müminlerin annelerini ve onları nikahlamanın müminlere haram olduğunu, ashab-ı kirarnı ve onları sevmenin istenen bir şeyolduğunu bilmesi de gerekir. Onlara karşı iyilikte bulunup güzel davranması için Ensarı da tanımalıdır. Çünkü bu hususta (nebevi) vasiyet sabit olmuştur. Diğer taraftan onları sevmek bir imandır, onlara buğzetmek de bir münafıkliktır. (İbn Hazm devamla) dedi ki: Fukaha arasında cizye ve köleleştirme konularında Arap olanlarla olmayanlar arasında fark gözetenler vardır. Bu kanaatte olanların nesep ilmine olan ihtiyaçları daha da ileri derecededir. Aynı şekilde cizye hususunda ve zekatın arttırılması konusunda Tağlib oğulları hristiyanları ile başkaları arasında fark bulunduğu kanaatinde olanlar için de durum böyledir. Ömer radıyalltıhu anh'ın divan ile ilgili tespitleri ancak kabileiere göre olmuştu. Şayet neseb ilmi olmasaydı bunu yapamazdı. Bu hususta Osman, Ali ve başkaları da onun izinden gitmiştir. "Mudar" Nizarlın oğludur, o Mead'ın, o Adnan'ın oğludur. Adnan ile İbrahim'in oğlu İsmail arasındaki neseb hususunda -ileride geleceği gibi- ihtilaf vardır. Nebi sallalltıhu aleyhi ve sellern'den Adnanla kadar olan soyunda ise ittifak vardır. İbn Sa'd, et-Tabakat adlı eserinde şunları söylemektedir: Bize Hişam el-Kelbi anlattı, dedi ki: Ben henüz küçük bir çocuk iken babam bana Nebi sallalltıhu aleyhi ve sellem'in nesebini öğreterek dedi ki: Muhammed Abdullah'ın, o Abdulmuttalib'in -ki o da Şeybe el-Hamd'dır-, o Haşim'in -adı Amr'dır-, o Abd-i Menarın -adı el-Muğire'dir-, o Kusayy'ın -adı Zeyd'dir-, o Kilab'ın, o Murre'nin, o Ka'b'ın, o Lueyy'in, o Galib'in, o Fihr'in oğludur. Kureyş'in tümü ondan gelir. Nesebi daha yukarıda olanlar Kureyşli değil, onlar Kinanelidir. (Fihr) Malik'in, o en-Nadr'ın -adı Kays'tır-, o Kinane'nin, o Huzeyme'nin, o Müdrike'nin -adı Amr'dır-, o İlyas'ın, o Mudar'ın oğludur. "Cahiliye döneminde hayırlıları İslam'da da hayırlılarıdır." Allah Resulünün: "Fıkhetmeleri şartıyla" buyruğunda İslam dolayısıyla elde edilen şerefin dinde derinlemesine bilgi (tefakkuh) ile olmadıkça tamamlanmayacağına işaret edilmektedir. Hayırlı oluş, şeref ve buna benzer vasıflardan maksat ise kerem, iffet, hilim ve benzeri güzel huylara sahip olmaktır. Buna karşılık cimrilik, hayasızlık, zulüm ve benzeri kötü huylardan da sakınmak demektir. "Bu hususta insanların en hayırlılarının ... göreceksiniz." Bu husustan kasıt, yöneticilik ve emirlik makamlarıdır. "Bu işten en çok hoşlanmayanları olduğunu göreceksiniz" buyruğu da şu demektir: Yöneticilik konumuna gelmek, bu işte ki zorlukları yüklenmek bakımından hoşlanılmayan bir şeydir. Akıl ve dine bağlılık gibi niteliklere sahip olan bir kimse ise bu işten daha ileri bir derecede hoşlanmaz. Çünkü yönetici olunması halinde, adalet ile uygulamanın zorluklarıyla, insanları zulmü ortadan kaldırmaya itmenin sıkıntıları ile karşı karşıya kalınır. Diğer taraftan bu görevde olan kimseden yüce Allah hem kendisinin, hem kullarının haklarını yerine getirmesini ister. Rabbinin huzurunda durmaktan korkan kimsenin hayırlı birisi olduğu ise açıkça anlaşılan bir konudur. (3496 numaralı hadisteki): "Bu işin içine düşünceye kadar" ibaresinden ne anlaşıldığı hususunda görüş ayrılığı vardır. Bunun, emir olmak isteyen bir kimse, bu göreve getirilecek olursa bu işten hoşlanmayışının ortadan kalkacağını görecektir. Çünkü o, bu görevinde yüce Allah'ın kendisine yardım ettiğine inanır ve böylelikle bu göreve gelmeden önce korktuğu şey (olan dinine zarar gelmesi) hususunda güvenliğe erişir. İşte selef-i salihten yöneticiliği devam ettirmeyi sevenlerin onu sevmesinin sebebi budur. Seleften olup, böyle bir görevden uzaklaştırılan kimseler de açıkça yöneticiliğe getirilmekten dolayı sevinmediğini, fakat azledilmesinin de hoşuna gitmediğini açıkça ifade etmiştir. "İnsanlar Kureyş'e tabidirier." Bunun emir anlamında haber olduğu söylenmiştir. Buna da bir başka rivayetteki: "Kureyş'i öne geçiriniz, fakat siz Kureyş'in önüne geçmeyiniz" ifadesi buna delil teşkil etmektedir. Bunu da Abdurrezzak sahih bir senedie rivayet etmiş olmakla birlikte mürseldir, fakat şahitleri de vardır. "Kafir olanları Kureyş'in kafirlerine tabidir." Bunun doğru olduğu fiilen ortaya çıkmıştır. Çünkü Araplar, cahiliye döneminde Kureyşlileri Harem bölgesinde kalmaları dolayısıyla tazim ediyordu. Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem Nebi olarak gönderilip, Allah'a çağırınca Arapların çoğu ona uymakta terreddüt etti ve kavminin neler yapacağını bekleyip görmek istediler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke'yi fethedip, Kureyşliler Müslüman olunca Araplar da onlara uydu ve Allah'ın dinine gruplar halinde girdiler. Nübuwet hilafeti de Kureyşliler arasında devam etti. Böylelikle Arapların kafirlerinin, Kureyş'in kafiderine tabi olduğu, Müslümanlarının da Kureyş'in Müslümanlarına tabi olduğu gerçeği ortaya çıkmış oldu. "İman Yemenlidir, hikmet de Yemenlidir." Hadisin zahirinden anlaşıldığına göre imanın nispetinin Yemen'e olduğudur. Bununla neyin kastedildiği hususunda görüş ayrılığı vardır. Bir açıklamaya göre bu, imanın Mekke'ye nispet edilmesi demektir. Çünkü imanın başlangıç noktası arasıdır. Mekke de Medine'ye nispetle Yemenli sayılır. Bir başka açıklamaya göre maksat, imanı hem Mekke'ye, hem de Medine'ye nispet etmektir. Her ikisi de Şam'a nispetle Yemenlidirler. Çünkü bu sözü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Tebuk'te iken söylemiştir. Bunu da Cabir r.a.'ın rivayet edip Müslim'in zikrettiği şu hadis desteklemektedir: "İman Hicazlılar arasındadır." İbnu's-Salah ise buna karşı olarak şöyle demektedir: Bununla birlikte sözün zahirine göre anlaşılmasında bir man i yoktur. Buna göre de maksat, Yemenlilerin diğer meşrıklılardan daha faziletli olduğunu belirtmektir. Buna sebep ise onların Müslümanlara fazla zorluk çıkartmadan imana boyun eğişleridir. Oysa Maşrık halkı ve diğerleri böyle olmamıştır. İfadenin zahirine uygun olarak anlaşılıp, Yemen halkının da hakikat anlamına göre yorumlanmasında mani yoktur. Diğer taraftan bundan maksat o dönemde Yemenlilerden var olanlardır. Bütün zamanlarda var olacak Yemenlilerin tamamı değildir. Bu lafız bunu gerektirmemektedir. (İbnu's-Salah devamla) der ki: Fıkıh'tan, fıkhetmekten maksat, dindeki anlayıştır. Hikmet'ten kasıt ise Allah'ı bilmeyi de kapsayan ilimdir
Sahih-i Buhari, 3500 numaralı hadis
Virtues and Merits of the Prophet (pbuh) and his Companions
Abdullah b. Amr b. eı-As'dan rivayete göre o Kahtan'dan bir hükümdar çıkacağını anlatırken Muaviye kızdı. Ayağa kalktı. Yüce Allah'a layık olduğu şekilde övgüde bulunduktan sonra dedi ki: Bana ulaştığına göre sizden bazı adamlar Allah'ın Kitabında olmayan Reslilullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den nakledilmeyen bazı hadisleri naklediyorlar. Onlar sizin cahillerinizdir. Sahiplerini sapıklığa götüren temennilerden kendinizi koruyunuz. Çünkü ben Reslilullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken dinledim: "Bu iş Kureyşliler arasında (kalacak)dır. Bir kimse onlara düşmanlık edecek olursa mutlaka Allah da onu yüzüstü yıkar. Dini dimdik ayakta tuttukları sürece. " Bu Hadis 7139 numara ile gelecektir
Sahih-i Buhari, 3501 numaralı hadis
Virtues and Merits of the Prophet (pbuh) and his Companions
İbn Ömer r.a.'dan rivayete göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Bu iş (yönetim), onlardan iki kişi dahi kalsa Kureyşliler arasında kalmaya devam edecektir. " Bu Hadis İleride 7140 numara ile gelecektir